Sercan Çepni

Avrupa Birliği ve Türkiye İlişkileri Ders Notları

Avrupa Birliği ve Türkiye İlişkileri Ders Notları

Avrupa Birliği ve Türkiye İlişkileri Ders Notları

Avrupa birliği ve türkiye ilişkileri ders notları na başlamadan önce bir kaç bilgilendirme yapıyım avrupa birliği ve türkiye ilişkileri ders kitabında benim çıkartacağım notlar arasında şurayı baştan sona okuyun dediysem kesinlikle okuyun kitaptan milyon tane soru çıkabilecek tarzda bilgiler var yapılan anlaşmaların tarihlerini ezberlemeye çalışın en az 3 soru geliyor bu şekilde fazla uzatmadan notlara geçelim ;

Türkiye – Avrupa Birliği (Ortaklık) İlişkileri Ünite 1

Türkiye, tarihte en büyük barış projesi olarak nite­lendirilen Avrupa bütünleşmesi hareketine de ilgisiz kalmaya­rak, 31 Temmuz 1959’de bu ha­reketin en önemli örgütlenme­si olan Avrupa Ekonomik Topluluğuna (AET, bugünkü adıyla Avrupa Birliği’ne) baş­vurmuştur.
Bu başvurunun altında birçok neden yatmaktadır. Bunlar genel olarak şöyle sı­ralanabilir:

Ortaklığın Kurulması

Avrupa Ekonomik Topluluğunu Kuran Antlaşmanın 238. madde­si temelinde tam üyelik koşulları gerçekleşinceye kadar geçerli olacak bir ortak­lık ilişkisinin kurulması önerilmiştir. Anlaşma, 12 Eylül 1963’te Ankara’da imzalanmış ve tarafların iç hukuklarında onaylanması ve GATT izninin alınması süreçlerinin ardından 1 Aralık 1964’te yü­rürlüğe girmiştir. Böylece Türkiye, Yunanistan’ın arkasından Topluluk ile ortaklık kuran ikinci ülke olmuştur.

1963 Ankara Anlaşması

Ankara Anlaşması, giriş bölümü dışında 33 madde içeren ana metin, bir geçici pro­tokol, bir mali protokol, son senet ve iş gücü konusunda taraflar arasında teati edi­len mektuplardan oluşmaktadır. Ayrıca Anlaşma’nın ana metnine bir niyet bildirisi, iki yorum bildirisi ve Federal Alman Hükûme- ti’ne ait iki bildiri eklenmiştir.
Anlaşmanın ana metninde; ortaklık iliş­kisinin amacı, gümrük birliği, tarım, malla­rın kişilerin, sermayenin ve hizmetlerin ser­best dolaşımı, ulaştırma, rekabet, mevzuat ile ekonomik ve ticari politikaların uyum­laştırılması, ortaklık kurumları, Türkiye’nin tam üyelik imkânları, ortaklık ilişkisinde çı­kabilecek uyuşmazlıkların çözümü gibi ko­nulara ilişkin hükümler öngörülmüştür

Anlaşmanın Amacı

Ankara Anlaşması’nm temel ve nihai amacı Türkiye’nin Topluluğa (Birli­ğe) tam üyeliğidir.Anlaşma, “tam üyeliğe götüren ortaklık anlaşması” ola­rak nitelendirilmektedir.

Anlaşmanın Dönemleri

  1. Hazırlık Dönemi
  2. Geçiş Dönemi
  3. Son Dönem

Anlaşmanın İçeriği ; Anlaşma, “karma sözleşme” olarak Topluluk üye devletlerinin katılımı altında ak­dedilmişin Ancak, ortaklık ilişkisinde Türkiye’nin asıl muhatabı Topluluk üyesi devletler değil Topluluğun (Birliğin) kendisidir. Çünkü Anlaşma’mn 1. maddesi ge­reğince ortaklık Türkiye ile Topluluk arasında kurulmuştur.Anlaşma, içerik olarak AET-Yunanistan Ortaklık Anlaşması örnek alınarak hazırlanmıştır.

Karma Sözleşme: iki taraflı (bilateratj ve çok taraflı (multilateral) anlaşmaların özelliklerini taşıyan anlaşmalara denir.

AET-Yunanistan Ortaklık Anlaşması: 9 Temmuz 1961’de AET ile Yunanistan arasında imzalanan ortaklık anlaşmasıdır. Anlaşma, Yunanistan’ın 1981 yılında Avrupa Topluluklarına katılmasıyla sona ermiştir.
Sözleşmeye Sadakat Yükümlüğü: Devletlerin imzaladıkları uluslararası anlaşmaya uymak zorunda olduklarını ifade eden ve söze bağlılık (ahde vefa, pacta sund servenda) ilkesinden çıkan bir yükümlüktür.
Ayrımcılık Yasağı: Aynı durumdaki bireylere farklı, farklı durumdaki bireylere aynı muamele yapma yasağıdır.
Ortaklık Konseyi: Ortaklığın karar organıdır.
Bununla birlikte âkit tarafların ortaklık rejimin uygulamasında iki temel yükümlülükleri söz konusudur. Birincisi, 7. maddede belirtilen “sözleşme­ye sadakat” yükümlüğü, diğeri ise 9. maddede öngörülen “ayrımcılık yasağı”dır.

Hazırlık Dönemi ( 1964-1973 )

Topluluk üye devletleri, ortaklığın hazırlık döneminde Türkiye’den ülkelerine ya­pılacak tütün, üzüm, kuru incir, fındık, turunçgiller, şarap, dokuma ve su ürünleri ithalatı için belli kotalarda gümrük indirimi uygulamışlardır. Bunun yanında, Mali Protokol uyarınca Türkiye’ye hazırlık dönemi (1964-1969) için 175 milyon ECU tu­tarında Topluluk kredisi verilmiştir. Bu Protokol ile sağlanan kredilerin tümü kul­lanılmıştır.
Görüşmeler, 23 Kasım 1970’de Katma Proto­kolün imzalanmasıyla noktalanmıştır. Hazırlık dönemi, Katma Protokolün yürürlü­ğe girmesine kadar devam etmiştir.

Katma Protokol ve Geçiş Dönemi ( 1973-1996 )

Katma Protokol, 23 Kasım 1970’de Brüksel’de imzalanmış. Katma Protokol, ortaklığın geçiş döneminin uygulanmasına ilişkin koşulları, usulleri, sıra ve süreleri belirlemekte; sanayi ürünlerinde gümrük birliği, tarım için tavizli rejim, işgücünün serbest dolaşımı, yabancı sermaye, yerleşme serbestîsi, re­kabet ve devlet yardımları, ihracatın desteklenmesi ve mali yardımlar gibi temel konularda hükümler içermektedir.
Katma Protokolün geçiş dönemine ilişkin temel ilkeleri şunlardır:

Ortak Gümrük Tarifesi: Aralarında gümrük birliği kuran ülkelerin birlik dışındaki ülkelere uyguladıkları ortak vergi tarifesidir.
Doğrudan Etki: Bireylerin, ek uygulama işlemlerinin yapılmasına ihtiyaç göstermeyen, yeterince açık ve koşulsuz olan hukuk kurallarını mahkemelerde veya idari kurumlarda diğer bir gerçek veya tüzel kişiye ya da devlete karşı ileri sürebilme hakkını ifade eden kavramdır.
Katma Protokolde, Topluluk ile Türkiye arasında Gümrük Birliğini aşan bir eko­nomik bütünleşme öngörülmüştür ve doğrudan etkiye sahip değildir.

Mali Protokoller

Bu protokollerden ilki olan İkinci Mali Protokol, 23 Kasım 1970 tari­hinde Katma Protokol ile birlikte imzalanmış ve 1 Ocak 1973’te yürürlüğe girmiş­tir. Söz konusu Protokol, 1971-1977 dönemini kapsamıştır.
Avrupa Yatırım Bankası: Topluğun (Birliğin) finans kurumudur.
Tamamlayıcı Pro­tokole konulan bir hükümle, Türkiye’ye 47 milyon ECU tutarında bir ek kredinin verilmesi kabul edilmiştir.

Geçiş Döneminin Uygulanması

Komisyon, Türkiye’nin tam üyelik başvurusuna ilişkin olarak 18 Aralık 1989’da açıklamış olduğu görüşünde (Avis), öncelikli olarak kendi iç bütünleşmesini tamamlamadan Toplulukların yeni bir üyeyi daha kabul edemeyeceği; Türkiye’nin, Topluluklara katılmaya ehil olmakla birlikte, ekonomik, sosyal ve siyasal alanda gelişmesi gerektiği ifade edilmiştir.

Son Dönem ( 1996 – Sonuza Kadar 🙂 )

6 Mart 1995’de Brüksel’de gerçekleştirilen 36. dönem Ortaklık Konseyi toplantısın­da, ortaklığın (Gümrük Birliğinin) son döneminin 1 Ocak 1996 tarihinden geçerli olmak üzere uygulamaya konulması kararlaştırılmış ve “Gümrük Birliğinin Son Döneminin Uygulamaya Konmasına” İlişkin 1/95 sayılı Karar kabul edilmiştir. Bu Karar’ın 1 Ocak 1996’da yürürlüğe girmesiyle birlikte ortaklığın (gümrük birliğine) geçiş dönemi sona ermiş ve son dönemi başlamıştır.
Toplantıda, Gümrük Birliğinin son dönemini uygulamaya koyan 1/95 sayılı Or­taklık Konseyi Kararının (OKK) dışında şu düzenlemeler kabul edilmiştir:

1/95 Sayılı OKK

Karar, Gümrük Birliğinin tamamlanması ve işleyişine ilişkin olarak başlıca şu konularda hükümler içermektedir:

Damping: İhracatçı firmanın malını dış piyasada iç piyasada sattığından daha düşük fiyatla satmasıdır.
Sübvansiyon (Destekleme); Devletin kişi ya da kurumlara mal, para veya hizmet biçiminde yaptığı karşılıksız yardımları ifade eder.
Genelleştirilmiş Tercihler Sistemi: Gelişmiş ülkelerin az gelişmiş ülkelerden ithal ettikleri sanayi mamullerine belli sınırlar içinde gümrük tarifesi uygulamalarını ya da düşük oranlı tarifeler uygulamalarını öngören sistemdir.
Önkarar: Üye devletlerin ulusal mahkemelerinin, Birlik hukukunu ilgilendiren bir davayı  sonuçlandırabilmeleri için Adalet Divanından talep ettikleri tespit niteliğindeki karardır.
Adalet Divanı, ortaklığın kişilerin ve hizmetlerin serbest dolaşımıyla ilgili kural­larının yorumuna ilişkin olarak ön karar yoluyla 70’e yakın karar vermiştir.
Gümrük Birliği genel olarak sorunsuz bir şekilde işlemektedir. Ancak burada Türk girişimcilerin bazı engellerle karşılaştığı söylenebilir. Başlıca engeller şunlardır:

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyeliği Ankara Anlaşması’mn 28. maddesinde hükme bağlanmıştır.

Türkiye nin Avrupa Birliği’ne Tam Üyelik Süreci

Ankara Anlaşması’nda öngörülen aşa­malı bütünleşme sürecinin tamamlanmasını beklemeden 14 Nisan 1987’de tam üyelik başvurusu yapmıştır.
Gümrük Birliğinin kurulması sürecinin 1996 yılında tamamlanmasıyla Türki­ye’nin AB’ye tam üyelik sürecinin hızlanacağı yönünde beklentiler oluşmuş ve bazı tezler ileri sürülmüştür. Ancak bu beklenti ve tezlerin çok da doğru olma­dığı 16 Temmuz 1997’de yayımlanan “Gündem 2000” Raporu’ndan anlaşılmış­tır.
Bu dönemde Avrupa Birliği’nde Türkiye’ye yönelik bir tutum değişikliğinin başladığı görülmektedir. Bu tutum değişikliğinin altında başlıca şu nedenlerin bu­lunduğu söylenebilir:

****Önemli****
Kopenhag Kriterleri: Haziran 1993 tarihli Kopenhag Zirvesi’nde kararlaştırılan ve aday ülkelerin Birliğe üye olabilmek için yerine getirmeleri gereken kriterlerdir. Bu kriterler şunlardır: Demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ile azınlık haklarını gözetecek ve koruyacak kurumların varlığı ve istikrarlı işleyişi; pazar ekonomisinin varlığı ve Birlik içi rekabet baskısına ve pazar güçlerine dayanabilme yeteneği; siyasi, ekonomik ve parasal birlik hedefleri de dahil olmak üzere, üyelik yükümlülüklerini yerine getirebilme gücü.
Katılım Ortaklığı Belgesi: Avrupa Birliği’ne aday ülkeler için, AB Komisyonu tarafından hazırlanan ve AB Konseyi tarafından kabul edilen, her bir aday ülkenin AB’ye katılım yönünde gelişme kaydetmesi öngörülen öncelikli alanların değerlendirildiği belgedir. Katılım Ortaklığı Belgesi, aday ülkenin Kopenhag kriterleri’ne uyum sağlama doğrultusundaki yükümlülükleri kapsamında kısa ve orta vadeli önceliklere ilişkin bir takvim içerir.
Ulusal Program: Avrupa Birliği’ne aday ülkeler tarafından hazırlanarak Birliğe sunulan ve Katılım Ortaklığı Belgesi’nde yer alan önceliklerin ne şekilde yerine getirileceğine ilişkin belgedir.
Komisyonun 13 Ekim 1999’da Tür­kiye’nin “aday ülke” olmasını tavsiye etmesi üzerine Türkiye, 10 – 11 Aralık 1999’da Helsinki’de yapılan Avrupa Birliği Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde Av­rupa Birliği’ne “aday ülke” olarak kabul edilmiş, kendisinin diğer aday ülkelerle eşit konumda olacağı açık ve kesin bir dille belirtilmiştir.
Bu olumlu gelişmeler karşısında Aralık 2002’de Kopenhag’da yapılan Zirve’de, müzakerelere başlanması bakımından şartlı bir takvim öngörülmüş ve Türkiye’nin Kopenhag siyasi kriterlerini yerine getirmek için son eksikliklerini Aralık 2004’e kadar gidermesi hâlinde 2005 yılından itibaren kendisiyle katılım müzakerelere ge­ciktirilmeden başlanacağı ifade edilmiştir. Türkiye ile üyelik müzakerelerinin – Zirve sonuç metninin 23. maddesinde öngörülen çerçeve dâhilinde – 3 Ekim 2005 tarihinde başlatılması kararlaştırılmıştır.

Çok Önemli Notlar

Türkiye, 31 Temmuz 1959’de ortaklık başvurusunu Avrupa Ekonomik Topluluğuna yapmıştır.
Avrupa Ekonomik Topluluğu ilk akdi ortaklık ilişkisini Yunanistan ile yapmıştır.
Türkiye – AET ortaklık anlaşmasının nihai amacı ; Türkiye nin Topluluğa entegrasyonunu sağlamak dır.
Türkiye AET ortaklık anlaşması Yunanistan Ortaklık anlaşmasın dan örnek alınmıştır.
Tercihli ticaret rejimi temel tarım ürünlerinde uygulanmaktadır.

Türkiye-Avrupa Birliği Gümrük Birliği: İçerik ve Uygulama Ünite 2

Uluslararası Ekonomik Bütünleşme, farklı ülkelerin bir bölgesel ekonomik grup oluşturacak şekilde bir araya gelmeleridir. Bu süreçte bütünleşmeler, en düşük de­receden en yüksek dereceye kadar, ticaretin serbestleştirilmesinden (ticaretin bü­tünleşmesi) başlayarak, üretim faktörlerinin dolaşımının serbestleştirilmesi (faktör bütünleşmesi), ulusal ekonomi politikalarının uyumlaştırılması (politika bütünleş­mesi) ve bütün bu politikaların tamamen tekdüzeleştirilmesine (tam bütünleşme) kadar gidebilmektedir.

Ülkeler arasında oluşturulan ekonomik bütünleşmeler beş grupta toplanmaktadır. Bunlar, Serbest Ticaret Bölgeleri, Gümrük Birliği, Ortak Pazar, Ekonomik Birlik ve Tam Ekonomik Bütünleşmedir. Bunlardan ikinci aşama olan Gümrük Birliği (GB) kuramını ilk ortaya atan, 1950’de yayımladığı “Gümrük Birliği Meselesi” adlı eseri ile Jacop Viner olmuştur.

Gümrük Birliğinin Kısa Dönemli Etkileri Statik Etkiler ( Önemli )

Gümrük Birliğinin Orta ve Uzun Dönemli Etkileri ; Dinamik Etkiler

  1. Teknolojik İlerleme Etkileri ; İşletmelerin büyümesinde araştırma ve geliştirme faaliyetlerine da­ha büyük fonlar ayrılmasına olanak vererek teknolojik ilerleme etkisi yaratır.
  2. Ölçek Ekonomileri Etkisi ;Firmaların GB sonrası daha büyük bir pazara yönelmesi sonucu büyümeleri, fak­tör maliyetlerinin düşmesi, verimlilik ve üretimin artması sonucu ortaya çıkar, ürün kalitesinde iyileş­me sağlar ve refah ve gelir düzeyinde olumlu etki yaratır.
  3. Dışsal Ekonomikler Etkisi ; Bir üreticinin kendi faaliyetlerinin dışında herhangi bir maliyete katlanmadan baş­ka ekonomik faaliyetler sonucu birtakım yararlar sağlamasına dışsal ekonomiler adı verilmektedir.
  4. Yatırımları Özendirici Etki ; Ölçek ekonomilerinden yararlanılması, belirsizliklerin azalması ve yoğunlaşan re­kabet, verimliliği artıracak ve yatırımları özendirici etki yaratacaktır.

Gümrük Birliğinin En Başarılı Örneği Avrupa Birliği

1789 yı­lında ABD’de 13 eyaletin gümrük tarifelerini kaldırması, Avusturya’nın 1775 yı­lında kendi içindeki ticaretten alman vergileri sıfırlaması, 1834’te Zollverein adı verilen Alman Gümrük Birliği, bu ülkelerin bütünleşmeleri yolunda önemli bir rol oynamıştır.
Belçika, Hollanda, Lüksemburg 1932 yılında Benelüks olarak bilinen bölgesel bütünleşmeyi oluşturmuşlar ve 1944 yılında aralarında gümrük birliği anlaşması imzalamışlardır. Tüm bu örneklere rağmen gümrük birliğinin en başarılı örneğini AB gerçekleştirmiştir.

Avrupa Bütünleşmesi ve Gümrük Birliği

İlk olarak 1951 Paris Sözleşmesiyle Fransa, Almanya, Belçika, Hollanda, İtalya ve Lüksemburg arasında Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu kurulmuştur.
25 Mart 1957 tarihinde imzalanan Roma Antlaşması ile Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ve atom enerjisinin barışçıl amaçlarla kullanımını öngören EURATOM kurulmuştur. 1 Ocak 1958 tarihinde yürürlüğe giren Roma Antlaşması üye ülkeler arasında tek pa­zarı hedeflemiş ve bunu gerçekleştirmek için de ilk adım olarak gümrük birliğini öngörmüştür. 1 Temmuz 1968’de Gümrük Birliği yürürlü­ğe girmiştir.

Dünyadan Gümrük Birliği Örnekleri

Bunlardan birkaç örnek; Andean Topluluğu 1988, Doğu Afrika Topluluğu 2005, Beyaz Rusya, Kazakistan ve Rusya Gümrük Birliği 2010, AB-Andora 1991, AB-San Marino 2002, AB – Türkiye 1996, Güney Afrika Gümrük Birliği 1910, İsviçre-Lihtenştayn 1924.

TÜRKİYE – AVRUPA BİRLİĞİ İLİŞKİLERİ ÇERÇEVESİNDE GÜMRÜK BİRLİĞİ

1959 yılında AET’ye katılmak için başvuran Türkiye ile AET arasında Türkiye’yi AET’ye “ortak üye’’ yapan, taraflar arasında bir gümrük birliğine dayanan ve ileride tam üyeliği öngören Ortaklık Anlaşması 12 Eylül 1963 yılında Ankara’da imzalanmış­tır.
Antlaşma hazırlık dönemi, geçiş dönemi ve son dönem olmak üzere üç döne­mi öngörmüştür. 5 yıl olarak öngörülen hazırlık döneminde taraflar arasındaki ekonomik farklılıkların azaltılması amaçlanmıştır. Geçiş Dönemi’nin amacı ise kar­şılıklı ve dengeli yükümlülükler üstlenerek gümrük birliğini sağlamak ve Türki­ye’nin ekonomi politikalarını Topluluğun ekonomi politikalarına yaklaştırmaktır. Geçiş Dönemi’nin tamamlanmasını izleyen dönem “Son Dönem”dir. Ankara Anlaş­ması, son dönem ile ilgili bir süre saptamamış, bunu madde 28 ile taraflara bırak­mıştır. Madde 28 “ Anlaşma’nm işleyişi, Topluluğu kuran Antlaşma’dan doğan yü­kümlerin tümünün Türkiyece üstlenebileceğini gösterdiğinde, Akit Taraflar, Türki­ye’nin Topluluğa katılması olanağını incelerler”demektedir.
Roma Antlaşması Madde 237: “Her Avrupa Devleti Topluluğa üye olmak için başvuruda bulunabilir. Üye olmak isteyen devlet başvurusunu Konseye gönderir. Konsey Komisyonun görüşünü ve üye tam sayısının mutlak çoğunluğuyla karar alacak olan Avrupa Parlamentosunun onayını aldıktan sonra oy birliğiyle karar verir…”

Gümrük Birliği 6 Mart 1995 Kararları

AB ile 1996 yılından itibaren yürürlüğe giren Gümrük Birliği’nin hukuki temelleri Ankara Anlaşması ve Katma Protokol’e dayanmaktadır. Türkiye-AB Gümrük Birliği, sanayi ürünlerini ve işlenmiş tarım ürünlerini kapsa­maktadır. Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’na dahil olan ürünler ise 1 Ağustos 1996 tari­hinde yürürlüğe girmiş olan bir serbest ticaret anlaşması yoluyla işlem görmektedir.

Ticaret Politikası ve Ortak Gümrük Tarifesi

Türkiye üçüncü ülkelere karşı Ortak Gümrük Tarifesi (OGT) uygulamaya başlamıştır. Bu durumun tek istisnası, 1996 yı­lında başlayan ve 2000 yılı sonuna kadar süren beş yıllık geçiş döneminde, otomo­biller, ayakkabılar, deriden mamuller ve mobilyalar gibi kısıtlı sayıdaki hassas ürü­ne Ortak Gümrük Tarifesi (OGT) hadlerinden daha yüksek gümrük vergileri tatbik edilmesi olmuştur. 2001 yılından itibaren bu konudaki geçiş süreci de sona ermiş ve tüm sanayi ürünlerinde OGT’ye uyum sağlanmıştır.

Türkiye – AB Gümrük Birliğinin Organları ( Aşırı Derecede Önemli )

Bunlar Gümrük İşbirliği Komitesi ve Gümrük Birliği Ortak Komi­tesidir. Bu komitelerle ilgili bilgi aşağıda verilmektedir.

Gümrik İş Birliği Komitesi

Gümrüklerle ilgili teknik hususları ele alarak Ortaklık Konseyine önemli ölçüde yardım sağlamıştır.

Gümrük Birliği Ortak Komitesi

Türk mevzuatının Topluluk mevzuatıyla sürekli uyumu ilkesini getirmiş ve bu ilkeyi hayata geçirmek için de “Gümrük Birliği Ortak Komitesi” adı altında yeni bir organ tesis etmiştir. Akit tarafların temsilcilerinden oluşan Komite,

Komite bazı konularla sınırlı olmak üzere;

Ayrıca, doğal olarak Ortaklıkla ilgili diğer organlar da GB ile ilgili kararları ken­di yetki sınırları içinde alabilmektedir. Bunlardan Ortaklık Konseyi, Türkiye-AB ortaklığının en yetkili organı olup temel görevi, Ankara Antlaşması’nın uygulanma­sını sağlamaktır.

Önemli Bilgiler;

Bela Balassa ya göre ekonomik bütünleşme süreçleri ;

  1. Ticaret Bütünleşmesi
  2. Faktör Bütünleşmesi
  3. Politika Bütünleşmesi
  4. Tam Bütünleşme

Gümrük Birliğinin Statik Etkileri ;

  1. Ticaret Yaratıcı Etki
  2. Ticaret Saptırıcı Etki
  3. Tüketim Etkisi
  4. Ticaret Hadlerine Etkisi
  5. Kamu Gelir Etkisi
  6. İşlem Maliyetleri Etkisi

Gümrük Birliğinin Uzun Dönemli Dinamik Etkileri ;

  1. Teknoloji İlerleme Etkisi
  2. Ölçek Ekonomileri Etkisi
  3. Yatırımları Özendirici Etki

Türkiye AET ‘e 1959 yılında başvurmuştur.
Türkiye’nin Gümrük Birliği çerçevesinde yükümlüklerini yerine getirememesinin en önemli nedeni ; 1970 lerde Türk ekonomisinin içinde bulunduğu olumsuz koşullardır.
Türkiye AB Gümrük Birliği Sanayi ve İşlenmiş Tarım Ürünlerini kapsamaktadır.

Türkiye – AB Ortaklık İlişkisinin Kurumsal Yapısı Ünite 3

1 Ocak 2009 tarihinde yürürlüğe giren Roma Antlaşması ve Avrupa Birliği Antlaşması’nı ta­dil eden Lizbon Antlaşmasında bu hüküm 206. maddede yer almış ve bu anlaşma­ların Bakanlar Konseyi tarafından Avrupa Parlamentosu’na danışıldıktan sonra oy­birliğiyle imzalanabileceği belirtilmiştir.
AB’nin imzaladığı bazı ortaklık anlaşmaları, ortaklık ilişkisi kurma yoluyla ülke­leri AB üyeliğine hazırlamak amacıyla yapılmıştır. Yunanistan ile yapılan Atina An­laşması ile Türkiye ile yapılan Ankara Anlaşması bu ilişki biçiminin örnekleridir. . Roma Ant­laşmasının 237. maddesinde yer alan “Her Avrupa devleti, Topluluğa üye olmak için başvuruda bulunabilir” hükmü ile ortaklık ilişkisinin üyeliğe taşınmasına ola­nak tanımaktadır.
AB’nin ortaklık anlaşmalarının temel özellikleri şunlardır:

Ortaklık Konseyi

Türkiye, AET ile bir ortaklık anlaşması yapma teklifini 11 Temmuz 1959’da sun­muştur. Bakanlar Konseyi’nin Komisyonu ortaklık anlaşmasını hazırlamak için gö­revlendirmesinin ardından 20 Haziran 1963 tarihinde taraflar ortaklık anlaşması ile ilgili tüm konularda uzlaşma sağlamışlardır. Türkiye ile AET Arasında Bir Ortaklık Yaratan Anlaşma 12 Eylül 1963 tarihinde Ankara’da imzalanmıştır. Bu nedenle Ankara Anlaşması olarak anılmaktadır. İmzalanan Anlaşma Avrupa Toplulukları, üye ülkeler ve TBMM’nin onay sürecinden geçerek 1 Aralık 1964 tarihinde yürür­lüğe girmiştir.
Kurumsal yapı içinde yer alan diğer organlar ise Ortaklık Konseyi kararları ile kurulmuştur. Bu yardımcı organlar ise Ortaklık Komitesi, Karma Parlamento Komisyonu, Türkiye-AB Ortak Danışma Komitesi, Gümrük İşbirliği Komitesi ve Gümrük Birliği Ortak Komitesi’nden oluş­maktadır.

Ortaklık Konseyi

Buna göre;

Ortaklık Konseyi, Ankara Anlaşması’nın uygulanması için karar alır ve uygulanma­sını sağlar. Bu nedenle yetkilerinden ilki karar yetkisidir. Ortaklık Konseyinin yet­kilerinin sınırı ise Ankara Anlaşması ve eki niteliğindeki protokollerle çizilmiştir. Ankara Anlaşması’nın 22. maddesi;

Hazırlık Dönemi: Ankara Anlaşması’nın yürürlüğe girmesi ile Katma Protokol’ün imzalandığı dönem arasıdır. Bu dönemde AET’nun tek taraflı tavizlerle Türkiye’ye yardım etmesi kararlaştırılmıştır. Hazırlık döneminin temel ekonomik ve mali koşulları Ankara Antlaşması ile buna ekli Mali ve Geçici Protokollarla düzenlenmiştir.
Geçiş dönemi: Türkiye-AET Ortaklığı’nın Ankara Anlaşmasında öngörülen ikinci aşamasıdır. Bu dönem Katma Protokol’de saptanan hükümlerle, Türkiye’nin de Gümrük Birliği’nin gerçekleşmesi için yükümlülükler üstlendiği dönemdir. Geçiş dönemi 1 Ocak 1996’da sona ermiş ve son döneme girilmiştir.

Ortaklık İlişkisinin Yardımcı Organları

Ortaklık Komitesi

Ortaklık Komitesinin karar alma yetkisi yoktur. Kuru­luş amacı Ortaklık Konseyine görevlerini düzenli ve sürekli biçimde yerine getir­mesinde yardımcı olmak, Ortaklık Konseyi toplantılarının gündemini hazırlamak ve Ortaklık Konseyinin vereceği talimatlara uygun olarak, ortaklık ilişkisiyle ilgili teknik sorunlar üzerinde incelemeler yapmaktır. Komitenin hazırladığı raporlar oy­lama yapılmaksızın doğrudan Ortaklık Konseyine sunulur.

Karma Parlamento Komisyonu

Türkiye-AB ortaklığının “demokratik denetim organı” olarak oluşturulmuş­tur. Ortaklık Konseyi tarafından, Avrupa Parlamentosu ve TBMM arasında Ankara Anlaşması çerçevesinde geliştirilen işbirliği ve temasları kolaylaştırmak ve AB-Türkiye ilişkilerini siyasi yönden incelemek/desteklemek amacıyla kurulmuştur. Bu ne­denle Ankara Anlaşması’nm belirlediği hedeflerin yanında 03 Ekim 2005 tarihinde başlayan katılım müzakereleri sürecinin analizi ve değerlendirilmesiyle de görevlidir
Ortaklık Anlaşması’nın uygulanması çerçevesinde danışma ve demokratik denetim görevini yerine getirir. Ortaklık Konseyinin kendisine sunduğu yıllık faali­yet raporunu inceler. Ayrıca TBMM ve Avrupa Parlamentosu tarafından verilen yet­ki dahilinde her konuyu inceleyebilir. TBMM’ye ve Avrupa Parlamentosuna tavsi­ye kararları sunabilir.

Ortak Danışma Komitesi

AB’nin kurumsal yapısı içinde danışma organı niteliğinde görev yapan Ekonomik ve Sosyal Komite ve Bölgeler Komitesi bulunmaktadır.
AB-Türkiye Ortak Danışma Komitesi, Avrupa Ekonomik Sosyal Komite (EESC)’den 18 üye ile Türkiye’deki örgütlü sivil toplumu temsil eden 18 üyeden oluşur. Komite üyeleri işçi örgütleri, sendikalar ile tüketici örgütleri, çiftçi örgütle­ri, akademik çevreler, sivil toplum örgütleri gibi çeşitli çıkar gruplarını temsil et­mektedir. Türkiye ile AB arasındaki işbirliğinin güçlendirilmesi ve sosyal ve eko­nomik diyalogun kurumsallaşması amacını taşımaktadır. Komite’nin Türkiye kana­dı sekreteryası Türkiye Odalar Borsalar Birliği (TOBB) tarafından yürütülmek­tedir.

Gümrük İşbirliği Komitesi

Gümrük İşbirliği Komitesi, Ankara Anlaşması’nm, Ortaklık Konseyini, görevlerin¬de kendisine yardımcı olabilecek her Komiteyi kurmaya yetkili kılan 24’üncü mad¬desine dayanarak 15 Aralık 1969 tarihli 2/69 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı ile kurulmuştur. Görev alanı Ankara Anlaşması’nın gümrüklerle ilgili kısmıyla sınırlandırılmış olan, “teknik” bir komitedir.

Gümrük Birliği Ortak Komitesi

Bilindiği gibi Gümrük Birliği kapsamında taraflar dış ticarette gümrük vergisi ile eş etkili vergi ve resimleri tamamen kaldır­mış ve AB’nin Ortak Gümrük Tarifesi’ne uyum sağlamıştır. Böylece Türkiye AB’nin Ortak Ticaret Politikasına uyum sağlamanın yanında;

Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu

Avrupa Birliği Delegasyonu’nun dört temel görevi vardır:

Önemli Notlar

Türkiye AB ortaklığının temel organı Ortaklık Konseyidir.
Türkiye AB ortaklık ilişkisinin demokratik denetim organı Karma Parlemento Komusyonudur.
Türkiye AB Daimi Temsilcisi Orrtaklık Komitesinde türkiye yi temsil etmektedir.

2004 Brüksel Zirvesi Sonrası Türkiye-AB İlişkileri Ünite 4

Türkiye’nin adaylığı 1999 Helsinki Zirvesi’nde ilan edilmiş, 2004 Brüksel Zirve­si’nde ise Türkiye’nin 3 Ekim 2005 tarihinde müzakerelere başlayacağı ilan edil­miştir.Türkiye’nin Kopenhag siyasi kriterlerini yeterince karşılamış olduğu belirtilmiş ve müzakerelerin 3 Ekim 2005’te başlayacağı ilan edil­miştir. Bu bildirgede aynı zamanda Hırvatistan’ın da Nisan 2005’te katılım müzake­relerine başlayacağı belirtilmiştir.
Ucu Açık Müzakereler: Bu tarihten önce AB ile müzakerelere başlamak sonu tam üyelikle sonuçlanacak bir sürecin başlangıcı demektir.
Içerme Kapasitesi (Absorption Capacity): AB’ye katılan yeni ülkeler, gerek mali, kurumsal gerekse toplumsal olarak bir külfeti de beraberinde getirmekte üye sayısı arttıkça birliğin işleyişi ve ortak karar alma mekanizmaları gitgide karmaşık bir hâl almaktadır.

Müktesebat ve Müzakere Fasılları

Müktesebat AB’nin kuruluşun­dan itibaren geçirdiği değişim ve gelişim boyunca kabul edilen ve tüm üye ülke­leri bağlayan ortak hukuki metinlerin tümüne verilen addır.Katılım müzakereleri 35 fasıl altında toplanmıştır, son iki fasıl diğer fasıllarda müzakereler tamamlandığında müzakere edilmeden sonuçlandırılır.

Müzakerelerde Önemli Belgeler

( Aşırı Derecede Önemli Kesin Soru Geliyor )

Müzakere Çerçeve Belgesi
Müzakere Çerçeve Belgesi katılım müzakerelerinin temel belgelerinden biridir. Aday ülkelerle yapılan katılım müzakereleri, her ülke için ayrı olarak hazırlanan müzakere çerçevesine göre yürütülür. Müzakere Çerçeve Belgesi’nin belirleyici özelliği aday ülkenin içinde bulunduğu durum göz önüne alınarak hazırlanması ve müzakerenin işleyiş, biçim ve kurallarını bütün ayrıntılarıyla ele almasıdır.
İlerleme Raporları
İlerleme Raporları AB’nin aday ülkenin genel olarak siyasi ve ekonomik kriterler­de ve özel olarak her müktesebat faslında bir yıl içinde kat ettiği yolu değerlendir­diği belgedir. Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan ve her yılın sonbaharında ilan edilen İlerleme Raporu Türkiye için ilk olarak 1998 yılından yayınlanmıştır ve o tarihten itibaren her yıl düzenli olarak yayınlanmaktadır.
Katılım Ortaklığı
Katılım Ortaklığı Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan ve Konsey tarafından onaylandıktan sonra AB Resmî Gazetesi’nde yayımlanan ve müzakerelerin AB ta­rafınca belirlenen yol haritasıdır.
Ulusal Program
Avrupa Birliği Müktesebatmm Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı, kı­sa adıyla Ulusal Program’da aday ülke Türkiye Katılım Ortaklığında belirlenen he­deflerin nasıl bir takvimle yerine getireceğini, hangi kurumların hangi hedeften sorumlu olacağını ve mali kaynakların kullanımını detaylı olarak açıklar. Her aday ülke gibi Türkiye’nin de Ulusal Program’ında Katılım Ortaklığı’nda önerilen takvi­me uyması esastır. Ulusal Program ilk kez 2001’de hazırlanmış, 2003 ve 2008’de güncellenmiştir.

Fiili Müzakerelerin Başlaması ve Gidişatı

Bu 8 fasıl şunlardır: Malların Serbest Dolaşımı, İş Kurma Hakkı ve Hizmet Sun­ma Serbestîsi, Mali Hizmetler, Tarım ve Kırsal Kalkınma, Balıkçılık Politikası, Taşı­macılık Politikası, Gümrük Birliği ve Dış İlişkiler.

**** Önemli Notlar ****

1999 Helsinki ve 2004 Brüksel zirveleri Türkiye nin adaylığının kabul edildiği ve müzakerelerin başlanmasına karar verilmiştir.
Hırvatistan Türkiye ile aynı anda Müzakerelere başlamıştır.
İçerme Kapasitesi ; AB nin üye olacak ülkenin birliğe getireceği mali, kurumsal ve toplumsal külfeti karşılıya bilecek durumda olması.
Kültür Başkenti Müzakere fasıllarından biri değildir.
Bilim ve Araştırma bloke edilen fasıllardan biri değildir.
Sosyal Politika ve İstidam konulu fasıl, Türkiye ile henüz müzakerelere başlanmamıştır.
Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu ; Türkiye’de müzakerelerin gidişatı hakkında günü gününe Avrupa Komisyonuna rapor vermekle yükümlüdür.
Avrupa Birliği Anayasası, Avrupa birliği müzakerelerine dahil değildir.
Avrupa Birliğine ne aday olan ülkelere yapılan mali desteğe Katılım Öncesi Yardım Aracı IPA adı verilmektedir.
İlerleme Raporu; Her sonbaharda ilan edilen ve Avrupa Birliği nin aday ülkenin durumunu değerlendiren belgedir.

Tam Üyelik Sürecinde Türkiye; Üyelik Kriterleri Ünite 5

Avrupa bütünleşme süreci derinleşme ve genişleme olarak iki temel hareket için­de gelişmektedir.

  1. Derinleşme, Avrupa Birliği’nin yetkili olduğu konular kapsamına yeni konuların dahil edilmesi ve bu konularda giderek nitelikli çoğunlukla karar alma esasının hakim olmasıdır.
  2. Genişleme ise Avrupa Birliği’ne yeni devletlerin üye olarak katılmasıdır.

Roma Antlaşması: Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğumdan Avrupa Topluluklarıma geçiş 1957’de imzalanan ve 1958’de yürürlüğe giren Roma Antlaşmalarıyla gerçekleştirilmiştir. Roma Antlaşmaları iki ayrı antlaşmadır. ilki Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu kuran antlaşma, ikincisi Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu’nu kuran antlaşmadır. Bu antlaşmalardan ilkine daha sıkça atıf yapılır ve bu bağlamda sadece Roma Antlaşması dendiği zaman genelde Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu kuran antlaşma işaret edilir.
Maastricht Antlaşması: Avrupa Topluluklarımdan Avrupa Birliği’ne geçiş 1993 yılında yürürlüğe giren Maastricht Antlaşmasınla gerçekleştirilmiştir. Maastricht Antlaşması Avrupa bütünleşme sürecini Soğuk Savaş sonrası döneme hazırlayan çok önemli bir dönüşümü gerçekleştirmiştir. Maastricht Antlaşmasınla Avrupa bütünleşme siyasi kimliği öne çıkan bir uluslarüstü aktör niteliği kazanmıştır. Maastricht Antlaşmasının getirdiği Avrupa Vatandaşlığı, Avrupa Ekonomik Parasal Birliği, Avrupa Ortak dış ve Güvenlik Politikası, Avrupa Parlamentosu’nun artan gücü Maastricht Antlaşmasının bu yolda getirdiği yeni düzenlemelerden bazılarıdır.
Lizbon Antlaşması: 2009 yılında yürürlüğe giren Lizbon Antlaşması, Avrupa bütünleşmesinde hukuki nitelik değişikliği yapan önemli antlaşmalardan sonuncusudur. Lizbon Antlaşmasıyla Avrupa Birliği ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu hukuken birbirinden ayrılmış ve Avrupa Topluluğu da Avrupa Birliği içinde eriyerek hukuki varlığını sona erdirmiştir.
Preambul: Antlaşma veya anlaşmaların başında, maddelerinden önce yer alan ve yapılan bu antlaşmanın anlam ve önemini vurgulayan kısım. Preambül’ü “önsöz” olarak çevirmek doğru olmaz. Preambül’de yer alan hükümler antlaşma veya anlaşma metinleriyle eş hukuksal değere sahiptir.
Avis: Fransızca bir kelimedir ve görüş anlamına gelmektedir.
Kopenhag kriterleri daha sonra, 1997 Lüksemburg Zirvesi’yle Türkiye için de geçerli hâle gelmiştir.
Buna göre Kopenhag Kriterleri

Avrupa bütünleşmesinin ivmesinin korunmasında, Avrupa Birliği’nin yeni üyeleri hazmetme (absorbe etme) kapasitesi hem Avrupa Birliği’nin hem de aday devletin genel çıkarı için önemli bir unsur­dur” ifadesi kullanılmıştır. Bu paragraftan hareketle Türkiye’nin önüne “hazmetme kriteri” 2000’li yıllarda çıkartılmaya başlanmıştır.
Lüksemburg zirve kararları “Türkiye için Avrupa Stratejisi” başlığı altında, Tür­kiye konusunu ayrıca ele almıştır. Bu strateji çerçevesinde “katılma müzakereleri­nin başlatılmasına olanak sağlayacak siyasal ve ekonomik koşulların yerine getiril­mediği” belirtilmiş ve Türkiye’nin müzakerelere başlayacak siyasi ve ekonomik ko­şullara hazırlanması için bir “katılmaya hazırlık stratejisi” ortaya konmuştur. Lük­semburg zirve kararlarıyla Türkiye bir bakıma adaylık öncesi bir konumda kalmış ve katılım sürecine hazırlık aşamasında değerlendirilmiştir.
Katılım Ortaklığı Belgesinin kısa ve orta vadeli hedeflerinin siyasal kriterler baş­lığı altında Türk hukuk sisteminde yapılması istenen pek çok değişiklik sıralanmış­tır.
Bunlardan bazıları; “idam cezasının kaldırılması”, “devlet güvenlik mahkemele­rinin kaldırılması”, “ana dilde yayın” ve “ana dilin öğretilmesi ile ana dilde eğitim” konuları, “ifade özgürlüğünü sınırlayan yasa maddelerinin kaldırılması”, “sendikal hakların yaygınlaştırılması”, “yargı reformu”, “işkence ve kötü muamelenin önlen­mesi”, “sivil-asker ilişkilerinin demokratik esaslar uyarınca yeniden düzenlenmesi” gibi konular sayılabilir. 

Avrupa Birliğinde Kişilerin Serbest Dolaşımı ve Türk Vatandaşlarına Getirilen Kısıtlamalar

Avrupa Ekonomik Topluluğunu oluşturan Roma Anlaşması’mn 3/C maddesi, ortak bir pazar kurulmasını kolaylaştırmak amacıyla “üye ülkeler arasında malların, iş­çilerin, (kişilerin) hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımının önündeki engelle­rin kaldırılmasını” hükme bağlamıştır.
Serbest dolaşım, AB hukukuna göre dört temel haktan oluşmaktadır. Bunlar; açık işlere başvuru hakkı, iş bulabilmek için Topluluk içinde seyahat hakkı, işin yapıldığı ülkede oturma (ikamet) hakkı ile işin sona ermesinden sonra veya emek­lilik durumunda o ülkede oturma hakkıdır.AB ülkelerinde ikamet ve çalışma hakki; malların, sermayenin, hizmetlerin ve kişilerin serbest dolaşımının mevcut olduğu Avrupa Tek Pazarı’nın temel unsurudur. Çalışma hakkı (istihdam) diğer üye ülkelerde; iş arama, bu amaçla ikamet ve kalma, aile üyeleriyle bir araya gelme haklarını içermektedir.
Serbest dolaşım hakkı üç temel unsuru içermektedir:

  1. İstihdam İmkânı: AB va­tandaşının herhangi bir başka üye devlette iş arama ve istihdam edilme hakkı var­dır.
  2. İkamet Hakkı: İşçilerin ev sahibi ülkede ikamet ve ailesinin bu ülkeye getirme hakkı vardır.
  3. Eşit Muamele: Vatandaşlığa dayalı ayrımcılık yasaklanmıştır.

Divan işçiyi, bulunduğu üye devlette asgari ücret için belirlenmiş minimum se-viyenin altında olsa bile bir başkasının yönetimi altında gerçek bir işi yüklenmiş olan ve bunun için kendisine bir ödeme yapılan kişi olarak tanımlamıştır.

Avrupa Vatandaşlığı ve Serbest Dolaşım

AB vatandaşlığı, 1992 yılında Maastricht Anlaşması ile kabul edilmiş, Amsterdam Anlaşması (1997) ile vatandaşlığın kapsamı genişletilmiştir.
AB vatandaşlığı üye ülke vatandaşlarına;

Altı aydır bir AB ülkesinde oturan diğer üye ülkelerin vatandaşları, karşılılık il¬kesi saklı kalmak ve kendi ülkesinde belediye seçimlerinde oy vermemiş olmak şartıyla, bir AB ülkesinde belediye seçimlerinde oy kullanabilirler.

Türk Vatandaşlarının Avrupa Birliğinde Serbest Dolaşımı

Türkiye ile AB arasında kişilerin serbest dolaşımının sağlanması Ankara Anlaşması ile öngörülmüştür. Türkiye AB ilişkilerinde işçilerin serbest dolaşımı, Meryem Demirel Kararı’nda da belirtildiği gibi malların serbest dolaşımı gibi değerlendirilmemekte, ikincil bir konumda bulunmaktadır.

Türk Vatandaşlarıyla İlgili Önemli Mahkeme Kararları

( Kesin Soru Geliyor )

Meryem Demirel Kararı

AB Adalet Divanının Türk işçilerinin serbest dolaşımı ile ilgili olarak aldığı ilk ka¬rar, Meryem Demirel Kararı’dır.
Türk vatandaşı Meryem Demirel, 1984 yılında Almanya’daki eşinin yanma vize alarak gitmiş, vizesinin bitiminde hamileliğini öne sürerek Almanya’da kalmak is­temiştir. Alman yetkililer, Demirel’in hamileliğin sonuçlanması ile sınır dışı edilme­sini kararlaştırmışlardır. Bunun üzerine Demirel, Stuttgart İdare Mahkemesi’ne baş­vurarak kararın iptalini istemiştir. Gerekçe olarak da 1 Aralık 1986’dan itibaren Türkiye ile Topluluk arasında hukuken serbest dolaşımın başladığını öne sürmüş­tür. Davaya bakan İdare Mahkemesi, Roma Anlaşması’nın 177’nci maddesi çerçe­vesinde Divan’dan istişari olarak görüş talep etmiştir.
 

Salih Sevince Kararı

Adalet Divanı, Hollanda’da yaşayan bir Türk işçisinin ikamet izninin bu ülke ma­kamlarınca iptal edilmesi üzerine, konu ile ilgili ikinci önemli kararını almıştır. Sa­lih Zeki Sevince isimli Türk işçisi, Hollanda’da çalışan bir Türk’le evlendikten 9 ay sonra boşanmıştır. Evliliği süresince Hollanda’da çalışan Salih’e Yabancılar Dairesi 11 Eylül 1980’de, 22 Şubat 1979’dan 24 Ocak 1980’e kadar geçerli olmak üzere ve­rilen oturma iznini uzatmayacağını bildirmiştir.
Bunun üzerine Sevince, 1979 Ağustos ayında ikamet iznini aldığı Hollanda ma­kamlarına 1980 Eylül ayında yeniden başvurmuştur. Fakat bu istek, iznin verilme­si için gereken aile düzeni ortadan kalktığı için reddedilmiştir.

Kazım Kuş Kararı

Türk işçilerinin AB üyesi ülkelerde ikamet ve çalışmaları ile ilgili üçüncü karar Ka­zım Kuş davasında verilmiştir. 16 Aralık 1992 tarihli, C-237/91 sayılı Karar’da, 1/80 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı’na dayanarak AT üyesi bir ülkede yasal olarak bir yıl çalışan bir Türk işçisinin aynı işveren yanında çalışma şartıyla, çalışma izniyle bir­likte oturma (ikamet) iznini de uzattırma hakkına sahip olduğu doğrulanmıştır.

Semra Sürül Kararı

Türk işçilerinin sosyal güvenlik hakları ile ilgili olarak Adalet Divanı Semra Sürül hakkında 4 Mayıs 1999 tarih ve C-262/96 sayılı Karar’ın da AB ülkelerinde yaşayan Türklere uygulanan ayrımcılığa son verilmesini kararlaştırmıştır.
Ortaklık Konseyinin 3/80 sayılı Kararı ile AB’de çalışan işçilerin sosyal hakların­da 1980 yılında düzenleme yapılmış olmasına rağmen, bu haklar Sürül Kararı’na kadar hayata geçirilememişti.
Sürül Kararı sonucunda AB’de ilk defa “muamele eşitliği ilkesi” gündeme gel­miştir. Bu bakımdan Karar, Türk işçileri açısından bir ilktir.

Abdülnasır Savaş Kararı

ABAD, Katma Protokol (KP)’ün 41’nci maddesiyle ilgili olarak 11 Mayıs 2000 tarih ve C-37/98 sayılı Savaş Kararı’nda, Katma Protokol’ün doğrudan uygulanamayaca­ğını savunanlarının savlarını geçersiz kılmıştır.

Eren Atabay / Nadi Şahin Kararı

Eren Atabay/Nadi Şahin Kararı (21 Ekim 2003 tarih ve C -317/01 ve C -369/01 sa­yılı) ile Divan, daha önceki kararları paralelinde ve Türkiye ile imzalanmış Katma Protokol ile OKK’nin geçerliliğini dikkate alarak hakların “geriye doğru kötüleşme­mesi ilkesini” (standstill) bir defa daha onaylamıştır.

Veli Tüm / Mehmet Darı Kararı

İki Türk vatandaşının (Veli Tüm ve Mehmet Darı) Birleşik Krallık’a (İngiltere) sı­ğınmacı olarak girdikten sonra Birleşik Krallık göçmen otoritelerine iş kurmak üzere yaptıkları başvuruların ilgili mercilerce reddedilmesi sonucunda açılan da­vada (yerleşme hakkı) idare mahkemesi, Tüm ve Darı’nın lehine karar vermiştir. İçişleri Bakanlığının davayı temyize götürmesi üzerine konu Lordlar Kamarası’na taşınmıştır.

Münih İdare Mahkemesinin  10 Şubat 2011 Kararı

Dört Türk vatandaşı 29 Eylül 2009 tarihinde Amerika’dan Münih bağlantılı uçakla İstanbul’a uçmak istemiş ancak uçakları Amerika’dan gecikmeli kalktığı için Mü­nih’ten İstanbul’a kalkan Lufthansa havayolları uçağına yetişememişlerdir. Türk va­tandaşlarının ertesi günkü uçakla İstanbul’a uçmak için havaalanında otelde gece­lemek istemeleri üzerine dört Türk vatandaşına vizeleri olmadığı gerekçesiyle ha­vaalanından dışarı çıkış için izin verilmemiştir.
Bunun üzerine açılan dava sonucunda Münih İdari Mahkemesi 10 Şubat 2011 tarihinde turistik gezi amacıyla Almanya’ya gelen Türklerin vizeden muaf olduğu­nu onaylamıştır. Mahkeme, akraba ziyaretlerini bu kararın dışında tutmuştur.

Cahit Yılmaz Hakkında Karar

Cahit Yılmaz adlı Türk vatandaşı, 3 Kasım 2009 tarihinde Hollanda’nın Schiphol Havalimanı’na vizesiz giriş yapmasının engellenmesi üzerine Avrupa Birliği’ne hiz­met sunumu amacıyla gelen Türk vatandaşlarından vize istenemeyeceği gerekçe­siyle konuyu Hollanda Mahkemesine taşımıştır.
Böylece ülkeye vizesiz giriş yapma hakkına sahip Türk işletme sahipleri, tica¬ret odasına kaydı olan işletmelerin yöneticileri ve bu firmaların çalışanlarının hiz¬met sunmak amacıyla 3 aydan daha kısa bir süreliğine gelmeleri hâlinde ülkeye vizesiz grime imkânı ortaya çıkmıştır.

Schengen Vizesi

Avrupa Birliği’nde vize konusunda toplu bir düzenleme yapmaya yönelik Schen­gen Anlaşması, (Schengen I) 14 Haziran 1985 tarihinde Lüksemburg’un Schengen kasabasında Fransa, Batı Almanya ve Benelüks ülkeleri arasında imzalanmıştır. Amacı, taraf ülkeler arasında tüm kara, deniz ve hava alanlarındaki sınır denetim­lerini kaldırmak, sığınma ve vize politikalarına ortak bir yaklaşım yoluyla üye dev­letlerin dış sınırlarındaki vize denetimlerinin koordinasyonunu sağlamaktır.
Norveç ve İzlanda, AB’ye üye olmamakla birlikte Anlaşma’ya taraftır. İsviçre, 5 Haziran 2005 tarihinde yapılan halkoylaması sonunda Schengen Anlaşması’nı %54,6’lık oranla kabul etmiş ve 31 Aralık 2008’de Alan’a girmiştir. dihtenştayn ise 19 Aralık 2011 tarihinde Anlaşma’yı kabul etmiştir.
İsveç, Finlandiya, Danimarka, İzlanda ve Norveç arasında Nordik Pasaport Birliği vardır. ilk üç ülke AB üyesi olunca, bu ülkeler ile 19 Aralık 1996 tarihinde ism Torveç ve İzlanda anlaşma imzalanmıştır. 28 Nisan 1999 tarihinde AB Konseyi İzlanda ve Norveç ile imzalanAn mnlaşmaları onaylamıştır.

Türk Vatandaşlarına Getirilen Hukuk Dışı Vize Uygulaması

Avrupa Birliği ülkelerinin Türk vatandaşlarından Ekim 1980’den itibaren vize iste­mesi, iş gücünün serbest dolaşımının gerçekleştirilmesine engel oluşturan yasal ol­mayan çok önemli bir uygulamadır. Türkiye’ye ilk vize uygulayan Topluluk ülke­si Yunanistan’dır. Bu ülke AB’ye üye olmadan önce 24 Nisan 1965 tarihinde Türk vatandaşlarına vize uygulamaya başlamıştır.Prof. Dr. Wolfgang Voegeli, Vizesiz Avrupa Raporu’nda Türk vatandaşlarına uygulanan vizenin hukuksuzluğunu ortaya koymuştur. ABAD tarafından etkileyici bir içtihat hukuku oluşturulmuş olmasına rağmen Türk vatandaşlarına serbest giriş hakkı tanınmasına için yapılacak en etkili mücadele, Avrupa Birliği’nin İşleyişine Dair Anlaşma’nın (ABİDA: TFEU) 258’nci maddesinin ihlal edilmesinden dolayı meydana gelen kayıp ve hasar tazminatı için üye ülkeye dava açmaktır.

İlerleme Raporları ; Türkiye’yi Üyeliğe Hazırlamak

2013 yılı içinde toplam 28 ülke Avrupa Birliğine girmiştir. Birliğin ilk genişlemesi 1973 yılında gerçekleşmiştir. İlk Genişlemede birliğe katılan ülkeler İngiltere, Danimarka ve İrlandadır.
Müzakereler Konsey bünyesindeki Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) ile aday ülkenin belirleyeceği Müzakere Heyeti arasında yürütülür.
COREPER: AB üyesi ülkelerin AB nezdindeki daimi temsilcilerinden (büyükelçiler) oluşan COREPER, AB Bakanlar Konseyinin gündeminde yer alan konuların hazırlanmasına yardımcı olur. Komisyonun hazırladığı yasa teklifleri ve tavsiyeler öncelikle COREPER tarafından ele alınır, daha sonra ilgili Bakanlar Konseyinde gündem maddesi teşkil eder.
2004 genişlemesinde 31 olan başlık sayısı 2005’te müzakerelere başlayan Türkiye ve Hırvatistan ile 2011’de başlayan İzlanda için 35 olarak belirlenmiştir.
AB’nin Genişleme Strateji’si üç temel ilkeye dayanmaktadır;

  1. Konsolidasyor (consolidation)
  2. Koşulluluk (conditionality)
  3. İletişim (communication)

. Konsolidasyon ilkesi¬ne göre Komisyon, dikkatli ve planlı şekilde yürütülen katılım sürecinin Avrupa projesine olumlu katkıda bulunduğunu dile getirmektedir.
Koşulluluk ilkesine göre, Birlik, üyeliğe ilişkin benimsediği kriterlerin aday ül¬keler tarafından yerine getirilmesini talep etmekte titiz davranmalı ancak ilerleme¬yi ödüllendirmekte de aynı derecede adil olmalıdır.
İletişim ilkesine göre, genişleme politikasının sürdürülmesi için geniş halk des¬teği sağlamak elzemdir.

GENİŞLEME STRATEJİ BELGELERİ

Avrupa Komisyonu’nun her yıl (genellikle Ekim ya da Kasım aylarında) ilerleme raporlarıyla birlikte açıkladığı Genişleme Stratejisi Belgesi, Komisyonun Birliğin genişlemesi hakkındaki bir yıllık dönemi kapsayan görüş ve düşüncelerini içeren bir belgedir.

KATILIM ORTAKLIĞI BELGELERİ

PHARE Programı: Phare, ilk kez 1989 yılında oluşturulan, AB’nin aday ülkelere katılım öncesi yaptığı üç finansal yardım öğesinden biridir. Bu yardım programı, AB’ye aday olmak isteyen Merkezi ve Doğu Avrupa ülkelerinde komünist rejimlerin yıkılmasının ardından, bu ülkelerin ekonomilerini yeniden yapılandırma çabalarını desteklemek amacıyla oluşturulmuştur.
Aday ülkelerin üyeliğe giden yolda katılım öncesi stratejilerden en önemlisi Katılım Ortaklığı Belgesi’dir (KOB). KOB, Konsey tarafından onaylandıktan sonra AB Resmî Gazetesi’nde yayımlanmaktadır.
“Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı” 19 Mart 2001 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından onaylanmıştır.
Ulusal Program: Aday ülkelerin KOB’a karşılık olmak üzere hazırladıkları, adaylık sürecinde kısa ve orta vadede gerçekleştirecekleri tüm çalışmaları detaylı bir takvim ve mali kaynaklarla ortaya koyan bir programdır.
Gündem 2000’in genişleme açısından beraberinde getirdiği en önemli yeniliklerden biri, aday ülkelerin müzakere süreci tamamlanıncaya kadar Kopenhag Kriterleri’ni ne ölçüde karşıladığını tespit etmek amacıyla Komisyon’un “İlerleme Raporları” yayımlamaya başlamasıdır. Komisyon, Aralık 1997 Lüksemburg Konseyi’nde ve Haziran 1998’de Cardiff’te yapılan Konsey toplantısında, her bir aday ülkenin katılım yönünde kaydettiği ilerlemeyi içeren ilk İlerleme Raporları’nı 1998 yılı sonunda sunacağını AB Konseyi’ne bildirmiştir. Bu tarihten itibaren Komisyon, üyeliğe hazırlanan aday ülkelerin kaydettikleri gelişmeleri, katılım öncesi stratejisinin bir parçası olarak, düzenli bir şekilde AB Konseyi’ne rapor etmektedir. 1998 yılında yayımlanan ilk rapordan bugüne kadar Komisyon Türkiye’ye ilişkin 15 adet ilerleme raporu yayımlamıştır.

2012 İlerleme Raporu

Rapor’un olumlu yönlerine bakıldığı za­man; siyasi reformlar, AB hukukuna uyumun sağlanması, vize ve göç, enerji ve te­rörle mücadele alanlarında işbirliğinin arttırılması yoluyla, katılım müzakerelerini desteklemek üzere pozitif gündemin başarıyla uygulamaya geçirilmesine vurgu yapmaktadır. Öte yandan, siyasi kriterler açısından olumlu gelişmelerin yanında Türkiye’ye yönelik önemli eleştirilere de raporda yer verilmektedir. Özellikle yüz­de onluk seçim barajının Avrupa Konseyi’ne üye ülkeler arasındaki en yüksek oran olduğuna, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı açısından da daha fazla çaba­nın gerekli olduğuna dikkat çekilmektedir.

Türkiye Avrupa Birliği İlişkilerinin

Mevcut Durumu ve Geleceği Ünite 8

Arkadaşlar ünite 8 diğer ünitelerin bir özeti konumundadır. Toplam 10 sayfa baştan sonra kadar bir kere okusanız sınavı geçersiniz diye tahmin ediyorum.
Ortak Üyelik: AB’ye tam üyelik statüsünün dışında, AB ile ortak üye ülke arasında ileri ekonomik ve siyasi bütünleşmenin sağlandığı bir statüdür.
Ankara Anlaşması: Türkiye ile AET Arasında Bir Ortaklık Yaratan Anlaşma’dır.
Avis: Avrupa Komisyonunun, bir ülkenin AB’ye tam üyelik başvurusu üzerine hazırladığı, ilgili ülkenin tam üyeliğe uygun bir ülke olup olmadığını değerlendirdiği, bağlayıcı görüştür.
Türkiye İçin Avrupa Stratejisi: Türkiye’ye, Aralık 1997 Lüksemburg Zirve Toplantısında sunulmuş olan, tam üyeliğe alternatif bir stratejidir. Türkiye için Avrupa Stratejisi, Türkiye ile AB arasındaki gümrük birliğinin derinleştirilmesi ve genişletilmesi esasına dayanmaktadır.
Beşinci Genişleme Süreci: AB’nin tarihî genişleme sürecidir. Çek Cumhuriyeti, Polonya, Macaristan, Slovak Cumhuriyeti, Slovenya, Estonya, Letonya, Litvanya, Güney Kıbrıs ve Malta’nın 1 Mayıs 2004 tarihinde AB’ye tam üyelikleriyle birlikte beşinci genişleme sürecinin ilk dalgası gerçekleşmiştir. Genişleme sürecinin ikinci dalgasında yer alan Bulgaristan ve Romanya, 1 Ocak 2007 tarihinde AB’ye tam üye olmuştur. Genişleme sürecinin üçüncü dalgasında ise Türkiye ve Hırvatistan yer almaktadır.
Helsinki Zirve Toplantısı’nda Türkiye’nin tam üye adayı olarak ilan edilmesinden tam beş yıl sonra, Aralık 2004 Brüksel Zirve Toplantısı’nda Türkiye’nin Kopenhag Siyasi Kriterleri’ni yeterince karşıladığı açıklanarak Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin 3 Ekim 2005 tarihinde başlatılması kararı alınmıştır.
Ek Protokol: Türkiye ile AB arasındaki, Ankara Anlaşması’na dayanan ortaklık ilişkisinin yeni tam üye olan ülkeleri kapsaması için uygulanacak protokoldür.
AB müktesebatı: AB mevzuatına verilen addır. Toplam otuz beş başlık altında sınıflandırılmıştır.
Gümrük Birliği: Bir ekonomik entegrasyon türüdür. Gümrük birliğine üye olan ülkeler dış ticarette birbirlerine uyguladıkları tarife ve benzeri tüm ticaret engellerini kaldırırlar; gümrük birliği dışındaki ülkelere de ortak gümrük tarifesi uygularlar ve tek bir dış ticaret politikası yürütürler.
Ortak Pazar: Üye ülkeler arasında gümrük birliğinin oluşturulduğu, malların iş gücünün, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımının sağlandığı bir ekonomik entegrasyon türüdür.
Optimum para alanları teorisi: Bir ülkenin para birliğine katılması durumunda ulusal para politikası ve döviz kurları üzerindeki bağımsızlığını kaybetmesi nedeniyle ortaya çıkan maliyetleri analiz etmektedir.
Bretton Woods Sistemi: ikinci Dünya Savaşı sonrasında oluşturulan, özünde ABD dolarına bağlı sabit kur sistemi olan fakat gerektiğinde küçük kur ayarlamalarına izin veren para sistemidir. Bretton Woods Sistemi, 1970’li yılların başlarında terk edilmiştir.
Maastricht kriterleri:

  1.  Fiyat istikran: Fiyat istikrarı bakımından en iyi performansa sahip üç üye ül­kenin yıllık enflasyon oranları ortalaması ile bir üye ülkenin enflasyon orta­laması arasındaki fark; 1,5 puanı geçmemelidir.
  2. Bütçe açığı: Üye ülkelerin bütçe açıkları GSYİH’lerinin % 3’ünü geçme­melidir.
  3. Kamu borcu: Üye ülkelerin kamu borçları GSYİH’lerinin %60’mı geçme­melidir.
  4. Faiz oranları: Üye ülkelerde uygulanan uzun vadeli faiz oranları, on iki ay­lık dönem itibarıyla fiyat istikrarı bakımından en iyi performansa sahip üç üye ülkenin ortalamasını 2 puandan fazla geçmemelidir.
  5. Döviz kuru istikran: Son iki yıl itibarıyla bir üye ülkenin ulusal para birimi, diğer bir üye ülkenin para birimi karşısında devalüe edilmiş olmamalıdır.

Lizbon Ant­laşması ile gerçekleştirilen değişikliklere kısaca göz atalım:

AB’nin beşinci genişleme sürecine Aralık 1999 Helsinki Zirvesi kararları ile Türkiye de katılmıştır. Çek Cumhuriyeti, Polonya, Macaristan, Slovak Cumhuriyeti, Slovenya, Estonya, Letonya, Litvanya, Güney Kıbrıs ve Malta 1 Mayıs 2004 tarihinde AB’ne tam üye olmuştur. Söz konusu on ülkenin tam üyelikleri beşinci genişleme sürecinin ilk dalgasını oluşturmuştur.
2012 yılı itibarıyla, beşinci genişleme sürecinin üçüncü dalgasında Türkiye’nin yanı sıra, 2005 yılında gerçekleştirdiği tam üyelik başvurusu ile Makedonya, 2008 yılında gerçekleştirdiği tam üyelik başvurusu ile Karadağ ve 2009 yılında gerçekleştirdiği tam üyelik başvurusu ile İzlanda yer almaktadır.

Exit mobile version