Sercan Çepni

Maliye Politikası 2 Ders Notları

Geldik en belalı ders notları ndan birine Maliye Politikası 2 Ders Notları. ufak bir hatırlatma yapıyım arkadaşlar diğer ders notlarında olduğu gibi bu ders notları da hazırlarken son 2 yılın çıkmış ara sınav ve finallerine göre çıkarttım bu notları. Kitabın arkasında yer alan sözlük kısmına mutlaka bakan 2 sayfalık birşey onları ezberlerseniz eğer sınavda 4-5 soru garantiniz var belkide daha fazla, Fazla uzatmadan Maliye Politikası 2 Ders Notları‘na başlayalım ;

Türkiye’de Ekonomik İstikrar Politikaları Ünite 1

Türkiye’de 1980 öncesi ekonomik yapının belirleyici özelliği devlet öncülüğünde yürütülen ithal ikameci sanayileşme politikasıdır. Buna göre, yurt içi talebe yönelik olarak yapılan üretimle büyüme sağlanacak ve kamu yatırımları ile bu süreç desteklenecektir.
İthal İkameci Sanayileşme Politikası: Yurt içi tüketimde ihtiyaç duyulan malların, ithal edilmek yerine, koruma ve teşvik yoluyla gerekirse girdi ithal edilerek, yurt içinde üretilmesinin sağlanmasıdır.

Devalüasyon: Yerli paranın yabancı paralar karşısında değerinin düşürülmesidir.

Ortaya çıkan istikrarsızlıkla başa çıkmak için 1978 ve 1979’da devalüasyon yapılmış (t’nin değeri düşürülmüş), temel mal ve hizmetlerin fiyatları ile faiz oranları arttırılmıştır. Dış borç ve kredi imkanlarının arttırılması için de bazı önlemlere başvurulmuştur. Bu önlemler sonucunda, özellikle devalüasyon nedeni ile dış ticarette geçici bir iyileşme sağlanmış olmakla beraber enflasyon hızla artmıştır.

1980 sonrası Dışa Açık Büyüme Politikası

Türkiye’de 1970’lerin sonuna kadar uygulanan ithal ikameci sanayileşme politikası, finansman sorunları ile karşı karşıya kalınması ve rekabet gücünü kaybetmesi sonucunda, bu sorunlarla başa çıkacak yeni bir arayış ihtiyacı doğurmuştur. 24 Ocak 1980 tarihinde alman kararlar, önceki önlemlerden köklü olarak farklıdır. Dışa açık ya da ihracata dayalı büyüme politikası olarak adlandırılan bu yeni bakış açısı sadece Türkiye’de değil, ABD ve İngiltere’de de istikrar politikalarının ana eksenini oluşturmuştur. 24 Ocak kararları doğrultusunda uygulanan programın temel bileşenlerinden birisi döviz kurunun serbest piyasada belirlenmesidir.
İhracata Dayalı Büyüme Politikası: ihracata konu olan mallarda uzmanlaşma yoluna gidilerek ekonomik büyümenin sağlanmasıdır.

5 Nisan İstikrar Programı

Dolarizasyon: Bir ülkede, yurt içi yerleşikler tarafından hesap birimi, ödeme aracı ve değer saklama aracı olarak ulusal paranın yerine yabancı ülke paralarının kullanılmasıdır.

Alınan bu önlemlerin yöneldiği temel hedefler;

  1. Enflasyonu düşürmek,
  2. Türk lirasına istikrar kazandırmak, ihracatı arttırmak,
  3. Ekonomik ve sosyal kalkınmayı sürdürülebilir bir temele oturtmak olarak özetlenebilir.

Ancak uygulama sonuçlarına bakıldığında, 5 Nisan istikrar programı ile dikkate değer bir başarı sağlanamadığı görülmektedir.

Enflasyonla Mücadele Programı ; Bu programda önemli olan tek şey Nominal Çıpa kullanılmıştır.

Nominal Çıpa: Para politikası uygulamasında, nihai hedef olan fiyat istikrarına ulaşabilmek amacıyla ara hedef olarak kullanılan para arzı ve döviz kuru gibi nominal değişkenlerdir.

Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı

(Arkadaşlar 13. sayfadan başlayan bu konuyu bir kez okumanızda fayda var)

Döviz kuruna dayalı enflasyonla mücadele programı Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizleri ile sonuçlanınca yeni bir ekonomik istikrar programına gerek duyulmuş ve krizden çıkmak ve istikrarsızlık yaratan yapısal sorunları ortadan kaldırmak ama­cıyla IMF ile imzalan stand-by anlaşması gözden geçirilerek Güçlü Ekonomiye Ge­çiş Programı adı altında yeni bir istikrar programı hazırlanarak yürürlüğe konulmuştur. Bu programın nihai amacı,

  1. Mali disiplin,
  2. Fiyat istikrarı ve
  3. İstikrarlı bir bü­yüme sürecini başlatacak yapısal bir dönüşümü sağlamaktır.

Bu programda öngörülen önemli bir konu, fiyat istikrarına yönelik olarak, 2000 yılı içerisinde uygulanan döviz çıpasına dayalı enflasyonla mücadele uygulamasından vazgeçilerek dalgalı döviz kuruna geçilmesidir.
Özet olarak, Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı kamu açığını ve dış açığı disipline etmeye dayalıdır. Programda kamu dengesi için birincil (faiz dışı) fazla yaratılarak borç yükünün hafifletilmesi, dış denge için ise dalgalı kur rejimi benimsenmiştir.
Net Hata ve Noksan: Ödemeler dengesinde, nereden sağlandığı veya nereye ödendiği bilinmeyen döviz gelir ve giderleridir.
Görev Zararı: Siyasal otorite tarafından kamu iktisadi teşebbüslerine verilen görevler veya bu teşebbüslerin ürettiği mal ve hizmet fiyatlarının maliyetin altında belirlenmesi sonucu ortaya çıkan zarardır.
Türkiye ekonomisinde 1980 sonrasında ilk defa tek haneli enflasyon oranlarına düşmüştür.

2008 Küresel Krizi Ve Türkiye Ekonomisine Etkisi

Amerika Birleşik Devletleri’nde 2007 yılında belirtileri ortaya çıkan ve 2008 yı¬lında belirginleşen küresel kriz bütün dünya ekonomilerini etkilemiştir. Dışa açık ekonomilerin küresel düzeydeki dalgalanmalardan etkilenmemesi mümkün değil¬dir. Avrupa ülkelerinde olumsuz etkisi belirgin olarak hissedilen küresel krizin Türkiye ekonomisine de etkileri elbette olmuştur.
Küresel krizin etkisiyle 2009-2010 yılları ortalamasında faiz dışı fazla %1’in altına düşmüştür.

***Ünite 1 Önemli Notlar***

24 Ocak 1980 tarihinde alınan kararlar, dışa açık ya da ihracata yönelik büyüme politikası olarak adlandırılan bir görüşe dayanmaktadır. Temelde parasalcı yaklaşıma dayanan bu yöneliş, çözümü parasal düzenlemelerde aramakta ve devletin ekonomideki rolünü azaltarak piyasa mekanizmasına işlerlik kazandırmayı öngörmekteydi.
1980’lerden sonra uygulanmış olan büyüme politikası : ihracata yönelik büyüme politikasıdır.
1980’li yıllardan sonra çıkan krizlerin temel nedeni Büyük Kamu açıklarıdır.
1980 ler den sonra uygulanana ekonomi politikaları ;

  1. Emek maliyetlerinin düşürülmesi
  2. İhracata yönelinmesi
  3. Dolaylı vergilere ağırlık verilmesi
  4. Sıcak paraya başvurulması

1923-1929 Atatürk dönemi özellikleri ;

  1. Teşviki sanayi kanunu çıkartıldı
  2. Teyyare ve motor Türk anonim şirketi kurularak uçak üretimine başlandı.
  3. Milli gelir artış oranı %10 dur.
  4. İzmir iktisat kongresi toplandı.

Maliye Politikası ve Ekonomik Büyüme Ünite 2

Ekonomik Büyüme ; Reel GSMH’deki artıştır.
Uluslararası ilişkilerde gerek siyasi gerekse güç ilişkileri ile karar verici ko­numa gelmek ulusal ekonominin büyüklüğü ve gelişmişliği ile doğru orantılıdır. Günümüzde ABD’nin uluslararası alanda hakim siyasal aktör olması ile ekono­minin hacmi arasında birebir ilişki vardır.
Ekonomik gelişme ile istihdam arasındaki ilişki Okun kuralı ile ifade edilir. Okun kuralı, belirli gelişme oranında ne oranda istihdam artışı sağlanabileceğini ampirik olarak saptayan yöntemdir.
Sosyal Gelişmişlik Ölçütü: Bir ülkenin sağlık, eğitim, çocuk ölüm oranları, kentleşme ya da birey başına TV, otomobil gibi araçların kullanımı gibi göstergelerle ifade edilen gelişmişlik düzeyi göstergesidir.
Potansiyel Büyüme Oranı: Bir ekonominin veri üretim faktörleri ve teknoloji koşulunda, tam istihdam ve tam kullanım ile belirli bir zaman boyutunda ulaşabileceği en yüksek büyüme oranıdır.
Büyüme Aralığı: Bir ekonomide potansiyel büyüme oranı ile fiilî büyüme oranı arasında bulunan aralıktır.
Ekonomik Büyüme Oranı: Bir dönemde sağlanan ekonomik kaynakların mevcut kaynaklara oranıdır.
Nominal Büyüme Oranı: Fiyat değişmelerini de içererek hesaplanmış büyüme oranıdır.
Reel Büyüme Oranı: Bir dönem içinde yaratılan kaynakların fiyat etkisinden arındırılmış değerleri toplamının başlangıç gelirine oranıdır.
Kişi Başına Büyüme Oranı: Belirli bir dönemde (genellikle bir yıl) üretilen gelirin nüfusa bölünmesi ile bulunan orandır.
Yurt İçi Gelir: Kaynağı hangi ülke olursa olsun, ulusal sınırlar içinde yaratılan gelirlerin toplamıdır.
Nitel İyileşme: Nicel ekonomide gelişme ile birlikte sosyal göstergelerdeki gelişmelerdir.

Kapalı Ekonomi Modelinde Büyüme Dinamikleri

Dış dünyaya kapalı bir ekonomide Harrod-Domar modelinde büyüme emek ve sermaye faktörleri ile açıklanmaktadır. Modelin varsayımları şunlardır: Emek gücü esnektir ve sabit reel ücret koşullarında istihdam edilmektedir, emek sermaye bileşim oranı sabittir, tasarruf oranı gelire göre değişmemektedir ve teknolojik değişimler dikkate alınmamaktadır.
Harrod-Domar modelinde emek-sermaye oranının sabit olduğu varsayımı farklı neo-klasik görüşlerle aşılmaya çalışılmıştır.
 Lucas’ın 1988 yılındaki ve Romer’in 1986 yılındaki çalışmalarının da katkılarıyla içsel büyüme modelleri geliştirilmiştir.
İçsel büyüme modelleri aynı emek ve sermaye birimleri ile farklı ekonomilerin farklı büyüme gerçekleştirmelerine de açıklık getirmiştir.
Sermaye/Hasıla Kat Sayısı: Bir ünite gelirin ne kadar sermaye ile gerçekleştirildiğini gösterir.
İçsel Büyüme Modelleri: Üretim faktörlerinin piyasa işleyiş mekanizmaları çerçevesinde oluşan değişimlerle verimliliğinin arttırılarak daha yüksek gelir düzeyine ulaşılması olgusunu açıklayan modeldir.

Açık Ekonomi Modelinde Büyüme Dinamikleri

Açık ekonomi modelinde ekonomiler arasındaki ilişkiler iki kanaldan olur. Bunlardan birisi dış ticaret ilişkisi, ikincisi ise reel yatırım ya da portföy olmak üzere, sermaye akımları ilişkisidir.

Vergilerin Etkileri

Kaldor Tipi Harcama vergilendirme sistemi, harcamaların beyan edildiği vergi sistemidir.
Bir ünite gelir vergisinin tüketim ve tasarrufu kısma etkisi marjinal tüketim ve tasarruf eğilimlerine bağlıdır. Bir ünite vergi gelirinin kamu kesiminde tasarruf yaratma etkisi ise kamu gelirlerinin harcama ve tasarrufa tahsis eğilimlerine bağlıdır.
Verginin Gelir Etkisi: Ortalama vergi yükünün emek arzını yükseltmesidir.
Verginin İkame Etkisi: Marjinal vergi oranlarının emek arzını kısma etkisidir.

***Ünite 2 Önemli Notlar***

Gayrisafi ulusal gelirden safi ulusal gelire ulaşmak için yıpranma ve aşınma indirilir.
Özel Tasarrufları artırmak için temel vergi önlemi Yatırım indirimleridir.

Maliye Politikası Ve Ekonomik Kalkınma Ünite 3

Ekonomik, kalkınma, bir ülkenin zenginleşmesi ile beraber, o ülkede yaşayan insanların yaşam standardının da artmasıdır.
Yoksulluk Sınırı: Bireyin beslenme, giyim, barınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için gerekli gelir miktarıdır.
Beşerî Sermaye: Bireysel bilgi, beceri ve yeteneklere dayanan üretim kapasitesidir.

Ekonomik Kalkınma Ve Yapısal Dönüşüm

1950’lerden 1970’li yılların ortalarına kadar hakim olan görüş planlamacı, kamu müdahalesi ağırlıklı ve ithal ikameci nitelikte olmuştur.
Kalkınma sürecini 1950’li yıllarda anlamaya çalışan ekonomistlerden birisi A. Lewis’tir. Lewis’in ikili yapı modeli, ekonomik gelişme sürecini genel olarak geleneksel tarım toplumu ile modern sanayi toplumu ayrımını yaparak açıklamaya çalışır.
İkili Yapı Modeli: Gelişmekte olan ülkelerde geleneksel tarım kesimi ile modern sanayi kesimi arasındaki ilişkiyi inceleyen ekonomik modeldir.
Üçlü Ekonomik Yapı: Gelişmekte olan ülkelerde geleneksel tarım yapısından modern sanayi yapısına geçerken ortaya çıkan hizmet ağırlıklı kentsel/informel sektörü içeren ekonomik yapıdır.
Yapısal Uyum: 1980’lerde en etkin kalkınma politikası ile eş anlamlı olarak kullanılan, piyasa aksaklıklarını gidererek ekonominin arz tarafını güçlendirmeyi amaçlayan kalkınma stratejisidir.

Kamu Gelirlerinin Yapısı

Vergi Kapasitesi: Bir ekonomide, veri üretim düzeyinde, mevcut vergi sistemi ile toplanabilecek vergi miktarıdır.
Vergi Gayreti: Bir ekonomide vergi idaresinin vergi toplama ve vergi mükelleflerinin vergi ödeme çabaları sonucunda vergi kapasitesinin kullanılabilen bölümüdür.
Artan oranlı vergilerin tercih edilmesi durumunda, gelir dağılımının adaletsiz olması halinde, devlet daha fazla vergi toplayabilmektedir.

Kalkınmanın Finansmanı ve Kalkınmacı Devlet

Tasarruf/Gelir Oranı: Bir ekonomide toplam tasarrufların millî gelire oranıdır.
Kamu Tasarrufu: Toplam kamu gelirleri ile yatırım dışındaki kamu giderleri arasındaki farkdır.
Kalkınmacı devlet anlayışı, devletin finansal kaynakları stratejik sanayi sektörlerine tahsis etmesi ile hızlı gelişmenin sağlanabileceğini savunmaktadır.

Küresel Ekonomik Dönüşüm ve Devletin Değişen Rolü

Maliye yazınında birincisi etkinlik, İkincisi ise telafi hipotezi olarak anılmaktadır. Küreselleşme, sosyal adalet ve büyüme arasındaki ikilem dışında, sadece büyüme açısından da ikilem yaratmaktadır.
Arz Yanlı Ekonomi Yaklaşımı: Üretim maliyetleri üzerindeki vergi ve benzeri yüklerin hafifletilmesi ile büyümenin hızlanacağı ve beklendiğinin aksine vergi gelirlerinin artacağını savunan görüştür.
Yükselen Piyasalar: Hızlı gelişmekte olan ülke ekonomilerinin yatırımcılar için çekici olan finansal piyasalarıdır.
Tobin Vergisi: istikrarsızlık yaratan etkilerin hafifletilmesi amacıyla kısa vadeli sermaye hareketleri veya sıcak para olarak adlandırılan finansal hareketler üzerinden alınacak düşük oranlı vergidir.

Türkiye’de Ekonomik Kalkınma ve Büyüme Sorunları Ünite 4

Bir ülkenin kalkınması ve büyümesi, kesinlikle birbiri ile ilişkili olmakla birlikte, biri sadece ekonomik göstergelerde, diğeri ise ekonomik ve sosyal göstergelerde ifadesini bulan iki farklı ölçütle değerlendirilir.
Ekonomik büyüme millî ve kişi başına gelirdeki artış ile ilgili olduğu halde, ekonomik kalkınmada gelirdeki nicel artışa ek olarak, İnsani Gelişme Gösterge­si olarak bilinen ölçüt de dikkate alınır. Sosyal ve kültürel göstergeleri içerdiğinden dolayı kişi başına gelir göstergesinden çok daha kapsamlı ve anlamlı olan insani gelişme göstergesi ülke sıralamalarında güçlü bir göstergedir.
İnsani Gelişme Göstergesi: Ülkelerde izlenen yaşam uzunluğu, okur yazar oranı ve yaşam kalitesi göstergelerini içeren bir ölçümdür.
Planlama sürecinde zorunlu tasarrufa başvurularak, tüketim kısıtlanıp birikim oluşturulmaya ve böylece yatırımların artırılmasına çalışılmaktadır.
Fiziksel olarak saptanan yıllık programların ger­çekleştirilmesi için gerekli kaynaklar ise yıllık programların parasal ifadeye dönüş­türülerek bütçelenmesi ile sağlanır. Böylece Planlama-Programlama-Bütçeleme Sistemi (PPBS) oluşturulur. Çoğu gelişmekte olan ülkeler 1960’lar ve 1970’lerde ünlü ekonomist Tinbergen tarafından geliştirilmiş planlama ve girdi-çıktı yöntemi­ni kullanmıştır. İleride belirtileceği gibi, Türkiye’de de 1960 yılında Devlet Planla­ma Teşkilatı kurulmuş ve planlama dönemine girilmiştir.

Cumhuriyetin İlk Dönemlerinde Kalkınma Çabaları

1923-1929 döneminde liberal uygulamalara yönelinmesine yol açmıştır. 1934 yılında Birinci Sanayi Planı ile devletçilik başlatılmış oldu.
1923-1929 Atatürk dönemi özellikleri ;

  1. Teşviki sanayi kanunu çıkartıldı
  2. Teyyare ve motor Türk anonim şirketi kurularak uçak üretimine başlandı.
  3. Milli gelir artış oranı %10 dur.
  4. İzmir iktisat kongresi toplandı.

1960 lar ve 70 ler Planlı Kalkınma Aşamaları

Planlamada sanayi sektörünün geliştirilmesi ön plana çıkarılmakla birlik­te, tarım ve sanayi arasında dengeli kalkınma fikri de korunmuştur.
1963-1967 yılları arasını kapsayan ve Harrod-Domar büyüme modeline daya­nan Birinci Beş Yıllık Kalkınma Plam’nda yılda % 7 oranında büyüme öngörülü­yordu. Modele göre, yıllık % 7 oranında büyümenin sağlanabilmesi için ise millî gelirden tasarruf edilerek yatırıma yönlendirilmesi gereken miktarın % 18,4 olması gerekiyordu. Döneme göre oldukça yüksek olan bu tasarruf oranı, dış kaynağa başvurularak sağlanma yoluna gidildi ve gerekli dış tasarruf, kısmen teşvik hüküm­lerinden yararlanmak isteyen dış yatırımlardan kısmen de dışardan borçlanarak sağlandı.

1980 Sonrası Ekonomi Politikaları

Gider Vergisi, Katma Değer Vergisi ile ikame edilmiş, sistem içinde dolaylı vergilerin ağırlığı artırılmış ve kamusal yük sermaye üzerinden topluma kaydırılmaya çalışılmıştır.
Sosyal Tasarruf Oranı: Üretilen millî gelirden kamusal amaçlara tahsis edilen fonlardır.

***4.Ünite Önemli Notlar***

Sıcak Para Akımı; Hazinenin bankalar sisteminden borçlanarak faizleri yükseltmesiyle süreç başlar
1980 den itibaren kamu yatırım harcamaları azaltılmaya başlanmıştır.

Maliye Politikası ve Gelir Dağılımı Ünite 5

Nominal Gelir: Bir bireyin belirli sürede akım hâlinde sahip olduğu parasal değerin toplamıdır.
Reel Gelir: Nominal gelirin enflasyona göre düzeltilmiş halidir.
Akım Gelir: Bir dönem içinde bireyin elde ettiği ekonomik değerlerin toplamıdır.
Birincil Gelir Dağılımı: Kamu ve özel kesimde üretime giren üretim faktörlerinin dönemsel akım olarak elde ettikleri faktör paylarının dağılımıdır.
İkincil Gelir Dağılımı: Birincil gelir dağılımının kamusal araçlarla kamu tercihlerine uygun olabilecek şekilde yeniden dağılımıdır.
Stok Birikimi: Akım gelirden ayrılan tasarruflar yanında, bağış ve yardımların oluşturduğu birikim toplamıdır.
Gini kat sayısı 0 ile 1 değerleri arasındaki konumuna göre gelir dağılımı hakkında genel bir fikir vermekle beraber, gelirin nüfus dilimleri itibarıyla nasıl paylaşıldığı hakkında hiçbir bilgi oluşturmaz. Örneğin, Gini katsayısının bir ülkede 0,6 diğerinde 0,9 olması, sadece birinci ülkede gelir dağılımının ikinciye göre daha adil olduğunu göstermektedir.
Birincil gelir dağılımından ikincil gelir dağılımına geçiş, diğer bir deyişle gelirin yeniden dağılımının sağlanması, toplumda bir kesimden (nispi olarak zengin kesimden) diğer kesime (nispi olarak yoksul kesime) aktarım yapmayı gerektirir.
Sosyal Destek: Yaşlılık, çeşitli fiziksel sakatlık vb. gibi nedenlerle fiilen çalışmayacak durumda olanlara sağlanan destek hizmetleridir.
Sosyal Politika: Çalışma özrü ve engeli olmadığı hâlde ekonomik koşullardan dolayı çalışma imkânı bulamayan işsizlere ve çalıştığı hâlde yeterli gelir elde edemeyenlere sağlanan ekonomik destektir.
Gelir türü vergilerde geliri yeniden ve olumlu yönde değiştirebilen en etkili sistem negatif gelir vergisi uygulamasıdır. Negatif gelir vergisi uygulamasında tüm bireyler teorik olarak vergi yükümlüsüdür ve vergi artan oranlıdır. Yükümlüler, gelirlerini beyan ettiklerinde, gelirin belirli miktarın üzerinde olması durumunda artan oranlı yükümlülüğe tabi olur, belirli miktarın altında kalması durumunda ise mali destek alır.
Dışsallık gibi çevre kirlenmesi durumunda Pigou-tipi vergi uygulamasına gidilmektedir.

***5.Ünite Önemli Notlar***

Birincil Gelir Dağılımına dahil gelir unsurları ;

  1. Ücretler
  2. Karlar
  3. Rantlar
  4. Faiz Ödemeler

Devlet Borç Faiz Ödemeler ; Harcama kalemleri birincil dağılımının adaletsiz gelişmesine yol açar.
Gelir Dağılımı Türleri ;

  1. Fonksiyonel Gelir Dağılımı
  2. Kişisel Gelir Dağılımı
  3. Bölgesel Gelir Dağılımı
  4. Sektörlere Göre Gelir Dağılımı

Rawls ; En düşük gelirlinin refah düzeyinin en üst düzeye çıkartılması gerektiğini savunmuştur
Pigou-tipi harcama vergisi Çevre koruma vergisidir.
Parasal Yardım ; Bireysel refahı ekonomik transfer daha yüksek düzeyde tutar.
Negatif Gelir Vergisinin felsefesi ; Kimsenin gelirinin belli bir düzeyin altına inmemesi dir.
Rawls’ın sosyal refah fonksiyonunun ilkesi, En yoksulun refahının yükseltilmesidir.

Maliye Politikası ve Çevre Sorunları Ünite 6

Not; Bu ünite baya kek ilk okuldan beri gördüğümüz standart çevre nedir hava kirliği su kirliliği vb. şeyler var sadece birkaç tane tanım üzerinde duracağım bu üniteden genelde 2 soru geliyor birki çok kolay diğer de benim şimdi bahsedeceğim tanımlardan geliyor dostlar.
Ekonomi biliminin negatif dışsallık olarak nitelediği bu durum nedeniyle bazı çözüm yolları geliştirilmiştir. Negatif dışsallık, bir ekonomik birimin faaliyetinin başka ekonomik birimleri, fiyat sistemi dışında olumsuz etkilemesi olarak tanımlanabilir. Bu açıdan bakıldığında, çevre sorunlarını oluşturan faaliyetler birer negatif dışsallık sorunudur.
Doğa ve nehir ortak mülkiyet olduğundan hiç kimse bu üreticiye faaliyetlerini sınırlandırması ya da atıklarını nehre atmaması gerektiğini söyleyemez. Buna bağlı olarak, atıkların sebep olduğu maliyetleri firma dikkate almadığından üretim faaliyetini olması gerekenden daha yüksek düzeyde gerçekleştire bilmekte ve üretimin sosyal maliyeti özel maliyetten fazla olup aradaki fark dışsal maliyeti oluşturmaktadır.

Coase Teorisi

Coase teorisine göre, bir faaliyeti yapan (üreten ve dolayısıyla çevreye zarar veren) ve bu faaliyetten olumsuz etkilenen tarafların sayılarının az olması ve pazarlık yapabilme maliyetlerinin ihmal edilebilir düzeyde olması hâlinde tarafların bir araya gelerek kamu müdahalesine gerek olmaksızın, etkin bir çözüm oluşturabileceğini öngörmektedir.
Pigoucu vergi, karbon ya da kirliliği önleme vergisi olarak da ifade edilmektedir. 
Ancak bu sonuçların ortaya çıkması için çevreye verilen zararların kesin olarak hesaplanabilmesi, sorunlara yol açan firmaların tam olarak belirlenebilmesi ve verginin sadece onlar üzerine salınması gerekir. Pigoucu vergi özünde kirleten öder ilkesinin uygulama yöntemlerinden biridir.
Sübvansiyon; Sübvansiyon politikası ile de vergiye benzer sonuçlara ulaşılabilir. Sübvansiyon, firmaların belirli davranışta bulunması ya da bulunmaması karşılığında birim üretim üzerinden hesaplanan bedelin firmalara ödenmesinden oluşmaktadır. Çevre sorunlarının pek çoğunu sübvansiyon politikası ile çözüme ulaştırmak mümkün olabilir.

Maliye Politikalarının Sektörel ve Belgesel Etkileri Ünite 7

Teşvik Politikaları: Devlet tarafından desteklenmesi öngörülen faaliyetlerin kısmen ya da tamamen kamu kaynaklarıyla finanse edilmesidir.
Teşviklerin öncelikli amacı, kamu kesiminin, belirli ekonomik faaliyetleri diğer faaliyetlere göre daha çok destekleyerek bunların daha kısa sürede, daha hızlı gelişmelerini sağlayabilmek ­tir. Bide yatırımların artması var 🙂 kitap da yazmıyor ama böle bir soru çıkmış.
Yatırımcıların teşfiki açısından Alt Yapı harcamaları daha etkilidir.
Ticaret Yaratılması: İç pazarda daha yüksek maliyetle mal üretiminin terk edilerek bunun yerine daha düşük maliyetle üretim yapan ülkelerden ithalat yapılmasıdır
Bölgesel Dengesizlik: Bir ülkede bölgeler arasındaki ekonomik ve sosyal gelişmişlik farklarıdır.

Vergisel Teşvikler

Vergisel teşvikler kapsamında kullanılan başlıca teşvik araçları; 

  1. Yatırım İndirimi: Yapılan yatırımın, yatırımın ve bölgenin niteliğine göre tamamının ya da belirli bir kısmının vergilendirilebilir gelirden indirilmesidir.
  2. Hızlandırılmış Amortisman: İşletmelerin amortismana tabi mallara yapmış oldukları harcamaların bu malların fiziksel ömürlerinden daha kısa sürede amorti edilerek işletme kârından düşülmesidir.
  3. Vergi İstisna (İndirimi) ve Muafiyeti: Vergi istisnası bazı vergi konularına vergisel ayrıcalık tanınması, vergi muafiyeti ise bazı vergi mükelleflerine vergisel ayrıcalık tanınmasıdır.
  4. Vergi Tatili: Belirli bir dönem boyunca gelir ve kurumlar vergisinin kısmen veya tamamen kaldırılmasıdır.
  5. İndirilmiş Gelir ve Kurumlar Vergisi: Farklı bölge veya sektörlerdeki belirli yatırımlara, indirilmiş gelir ve kurumlar vergisi oranlarının uygulanmasıdır.

Dışsal Tasarruf: Bir üreticinin kendi faaliyetleri dışında herhangi bir maliyete katlanmadan, başka ekonomik faaliyetler sonucu birtakım yararlar sağlaması durumudur.
Sosyal Fayda: Toplumsal bakımdan ihtiyaç duyulan fakat kâr getirmeyen bazı sektörlerde devlet tarafından yapılan yatırımlarla ortaya çıkan ve tüm topluma yayılan faydadır.

Maliye politikası ve Mali Tevzin Ünite 8

Not: Şu an ne kadar mutluyum anlatamam son üniteye geldik 😀

Üniter Sistem: Hakim gücün merkezî yönetimde olduğu, ülke yönetiminin tek bir anayasa ile sağlandığı ve yasama organınca yapılan yasaların bütün ülkede uygulandığı siyasal sistemdir.
Merkezî Yönetim: Üniter sistemde devlete hakim olan ve yasama gücünü elinde bulunduran merkezdir.
Yerel Yönetim: Üniter ve federal devlet idarelerinde farklı biçimlerde yapılanabilen alt yönetim kademeleridir.
Federal Sistem: Federal devletler veya eyaletlerden oluşan devlet yönetim biçimidir.
Mali Tevzin: Hizmet ve gelirin, merkezî yönetim ile yerel yönetim kademeleri arasındaki bölüşümüdür.
Üniter sistemlerde gelir kaynaklarının idarelerarası bölüşümü merkezî yönetim­ce belirlenirken bu süreçte genel eğilim, temel gelir kaynaklarının merkezî yöneti­me ait olması biçimindedir. Yerel yönetimlere ise genellikle, vergi konusunun ye­rel yönetim sınırları içinde olduğu vergiler bırakılmaktadır. Bunun yanı sıra yerel yönetimlere merkezî yönetim gelirlerinden de pay aktarılırken, resim, harç, ceza gibi diğer gelir kaynakları ile borçlanmadan elde edilen kaynaklar yerel yönetim­lerin öncelikli kaynaklarıdır.
Yerel yönetimlerin nüfus büyüklüklerine veya merkezî yöneti­me sağladıkları gelire göre de pay aktarabilmektedir.
Optimum Hizmet Alanı: Belirli kamu hizmetlerinin en etkin olarak sunulabileceği alandır.
Optimum Nüfus Miktarı: Belirli bir hizmet düzeyinde hizmetin asgari maliyetle arz edilebileceği nüfus sayısıdır.
Önemli Bir Hatırlatma ; Yıllık enflasyon oranının %5 olduğu ve nominal %10’luk büyüme durumda reel büyüme %5 dir. bunu aklınızdan çıkartmayın arkadaşlar böle bir soru gelecek sayıları değiştirip sizden reel büyüme oranı kaçdır diye….
Bu arada yarın İnsan Kaynakları Yönetimi Ders Notları veya Türk Siyasal Hayatı Ders Notlarına başlıyacağım baş baş 🙂

Exit mobile version