Sercan Çepni

Türk Vergi Sistemi Ders Notları

Türk Vergi Sistemi Ders Notları

Türk Vergi Sistemi Ders Notları

Türk vergi sistemi ders notları ‘na başlıyorum arkadaşlar. Özellikle Türk vergi sistemi ders notları için ek olarak yardımcı kaynak aldım internette çok övmüşler ve yakın çevremde faydasını görmüş. Ayrıca çıkartacağım Türk vergi sistemi ders notları ‘nda har ünitenin sonunda Türk vergi sistemi soruları’da yayınlayacağım ve ara sınav ve finaller için banko çıkacak sorular da olacak, bu kadar çalışmaya geçemezsek zaten dersi boş verelim 😀 . Lafı fazla uzatmadan Türk vergi sistemi ders notları başlayalım;

Türk Vergi Sistemi Ders Notları

[section label=”Ünite 1″]Ünite 1 Gelir Vergisi

Türk Vergi Sisteminin Tarihçesi

Cumhuriyet öncesinde uygulanan Osmanlı dönemi vergileri, genel olarak şeri vergilerden oluşuyordu. Bunların arasında Müslüman tebaadan alınan zekât, öşür; Müslüman olmayan tebaadan alınan haraç, cizye vergileri vardı. Bu vergiler şu anlamlara gelmekteydi:
Öşür, Müslümanlardan alınan toprak ürünü vergisidir. Elde edilen ürünün onda biri vergi olarak alınırdı.
Haraç, Müslüman olmayanlardan alınan bir vergiydi ve ikiye ayrılıyordu; Harac-ı Mukassem, elde edilen ürünlerden; Haracı-ı Muvazzaf, toprak üzerinden alınırdı.
Cizye, Müslüman olmayan erkeklerden, askerlik görevi karşılığı olarak alınırdı.
Cumhuriyet’in kabulünden sonra, Osmanlı vergi sisteminin yerine çağdaş Batılı devletlerin uyguladıkları sisteme geçiş süreci başlatılmıştır. İlk olarak, zirai ürünlerden alınan vergi olan aşar, 1925 yılında yürürlükten kaldırılmıştır. Bu olay, Cumhuriyet döneminin ilk vergi reformu olarak kabul edilebilir.
Savaş yılları olan 1942 ve 1943’de varlık vergisi ve toprak mahsulleri vergisi gibi olağanüstü vergiler uygulamaya konulmuştur. Uygulanan varlık vergisi, 11 Kasım 1942 tarih ve 4305 sayılı kanun ile konulan olağanüstü bir servet vergisidir. Özellikle Müslüman olmayan ticaret erbabının kazançlarını vergilendirmek için uygulamaya konuldu. Ödeme yapmayanlar çalışma kamplarına gönderildi.
1949 yılında Gelir Vergisi Kanunu (GVK) ve Kurumlar Vergisi Kanunu (KVK) kabul edilerek ciddi bir vergi reformu gerçekleştirilmiştir. Harcama vergileri alanındaki reform ise:

kabul edilmesiyle gerçekleştirilmiştir.

Gelir Vergilerinin Kompozisyonu

Dolaysız vergiler gelir ve servet üzerinden, dolaylı vergiler ise harcamalar üzerinden alınan vergilerdir.

Gelirin Özellikleri ve Kapsamı

Gelirin Özellikleri: Gelir, bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarıdır. Bu tanımdan gelir kavramının özelliklerini aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.

Gelir vergisine konu olan kazanç ve iratlar: Gelir vergisine konu olan kazanç ve iratlar, yedi başlık halinde GVK’nin 2. madde- sinde sayılmıştır:

  1. Ticari Kazançlar,
  2. Zirai Kazançlar,
  3. Ücretler,
  4. Serbest meslek kazançları,
  5. Gayrimenkul sermaye iratları,
  6. Menkul sermaye iratları,
  7. Diğer kazanç ve iratlar.

Gelir Vergisinde Tam Mükellefler

Tam / Dar mükellef ayrımının nedeni: Tam mükellef / dar mükellef ayırımı, esas olarak ülkelerin egemenlik haklarından kaynaklanmaktadır. Tam mükelleflerin hem Türkiye’de hem de Türkiye dışında elde ettikleri gelirler dar mükelleflerin ise sadece Türkiye’de elde ettikleri gelirler vergileme kapsamına alınmıştır. Kimlerin tam mükellef sayılacağı konusunda iki ölçü göz önünde bulundurulmuştur. Bunlardan birincisi ikametgâh, ikincisi ise tabiiyettir.
ikametgah ilkesi gereği tam mükellefiyet: İkametgâh ölçüsüne göre, Türkiye’de yerleşmiş olanlar tam mükellef olarak kabul edilirler. İkametgâh ise bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir.
Çifte vergilemeyi önleme anlaşmaları: Türkiye’de ve yurt dışında elde edilen kazançların tamamı üzerinden vergi alınmassı, yurt dışı kazançların elde edildiği ülkede de vergilendirilmesi durumunda, çifte vergilendirmeye sebep olmaktadır. Çifte vergilendirmenin olumsuz etkisi ise ya ülkeler arasında imzalanan çifte vergilendirmenin önlenmesi anlaşmaları ile ya da tek taraflı olarak ülkelerin kendi vergi mevzuatlarındaki düzenlemelerle giderilmeye çalışılmaktadır. Çifte vergilemeyi önleme anlaşmasının bulunmaması durumunda, sınırlı mahsup yöntemine göre, yabancı ülkede ödenen vergiler beyanname üzerinden hesaplanan vergilerden düşülmektedir.

Gelir Vergisinde Dar Mükellefler

“Türkiye’de yerleşmiş olmayan gerçek kişiler” dar mükellef olarak gelir vergisine tabi tutulmaktadır. Bu kişiler, Türkiye’de yerleşmiş olmamalarına rağmen gelir elde etmektedirler. “Türkiye’de yerleşmiş olanlar” Türk tabiiyetinde olsun olmasın tam mükelleftir. “Türkiye dışında yerleşmiş olanlar” ise dar mükelleftirler.

Ticari Kazanç Kavramı

“Her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançlar ticari kazançtır”. Sınai faaliyet kavramı “ham maddeleri, işlenmiş ya da yarı işlenmiş ürünlere dönüştürme” eylemi şeklinde; ticari faaliyet kavramını da “çeşitli hizmet, değer, mal, yiyecek vb. değiş tokuşu, alım satım etkinliği; çeşitli nesneler alıp satılması” şeklinde tanımlanmaktadır. Ticari kazancın kanuna ve ahlaka aykırı faaliyetlerden elde edilmesi bu kazançların ticari kazanç olma özelliğini değiştirmez.

Bilanço Esasında Vergiye Tabi Olan Ticari Kazanç Sahipleri Ve Şekli Yükümlülükleri

Kimler Bilanço Esasına Tabidir? l.sınıf tüccarların kazançları bilanço esasına tabidir.
Bilanço Esasında Ticari Kazancın Tespitinde Esas Alınan Defterler: Kazancın kanuna Bilanço esasına tabi mükellefler yevmiye defteri, defteri kebir ve envanter defteri tutmak zorundadırlar.
Yevmiye defteri, günlük (alış, satış vs.) işlemlerin tarih sırasıyla ve madde madde yazıldığı defterdir.
Defteri kebir, yevmiye defterine kayıt edilen işlemleri buradan alarak, usulüne göre hesaplara dağıtan ve tasnişi olarak bu hesaplarda toplayan defterdir.
Envanter defteri, bir hesap döneminin başlama tarihinde ve sonunda işletmenin sahip olduğu;

ayrıntılı olarak yazıldığı defterdir. Envanter defterine, düzenlenen bilançolar da kaydedilir.
Bilanço, envanterde gösterilen kıymetlerin tasnişi ve karşılıklı olarak özetlenmiş halidir. Bu anlamda bilanço, işletmenin belli bir tarihte çekilmiş fotoğrafı gibidir.
Dönem sonunda hazırlanan bilançoda, işletmenin dönem içi faaliyetlerinin sonuçları da görülür. Bu belge aktif ve pasif olmak üzere iki taraftan oluşmaktadır. Aktif tarafında mevcutlar ile alacaklar (ve varsa zarar); pasif tarafında ise borçlar gösterilir. İşletmenin kayıtlı sermayesi de, denkliği sağlamak amacıyla bilançonun pasif tarafına yazılır. Daha özet bir ifadeyle bilançonun; aktifinde varlıklar, pasifinde ise kaynaklar (sermaye, borçlar) gösterilmektedir.
Aktifte yer alan varlıklar, paraya dönüşme hızlarına (yani nakde dönüşme özelliklerine ve önceliklerine) göre en çok likitten en az likide; pasifte yer alan kaynaklar ise en kısa vadeli yabancı kaynaktan en uzun vadeliye doğru sıralanmaktadır.
Aktif toplamı ile borçlar arasındaki fark, müteşebbisin öz sermayesini oluşturur. Vergi hukukunda kazancın hesabı ile ilgili olarak öz sermaye kavramı büyük önem taşımaktadır. Öz sermaye bilançonun pasif tarafına yazılır. Bu şekilde aktif ve pasif toplamları denkleşir.

Bilanço Esasında Ticari Kazancın Tespiti

Bilanço esasında ticari kazancın tespiti, aşağıda (dört ayrı aşamada) izah edilmektedir.
Dönem Öz Sermayesinin Hesaplanması: Bilanço esasında ticari kazanç, “teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet farktır”. Bu farkın olumsuz olması durumunda, kazanç değil zarar söz konusu olmaktadır.
Teşebbüsteki öz sermaye ile kastedilen, bilançodaki aktif toplamı ile borçlar arasındaki farktır.

Aşağıdaki formülü kesinlikle ezberleyin arkadaşlar sınavlarda 1 adet kesin soruyorlar. Ayrıca şaşırtmak için 3 adet sayı veriyorlar birtanesi hiç alakası olmuyor o yüzden kesin ezberleyin.

Öz sermaye = Aktif toplamı – Borçlar

Öz sermaye hesabı, envanter çıkarılması ile doğrudan bağlantılı bir konudur. Envanter, bir işletmenin belli bir andaki varlıklarıyla borç ve alacaklarını ayrıntılı olarak gösteren bir listedir. Bütün malları kapsar. Envanterde mal stokları, yarı mamuller, hammaddeler, tüm gereçler, alacaklar ve borçlar sayılıp değerlendirilir.
Sermaye (kayıtlı sermaye), işletmeye başlangıçta konulan para veya para ile ifade edilen değerler toplamıdır. Bu bakımdan belli bir tarihteki öz sermaye; sermayeden büyük, ona eşit veya ondan küçük olabilir.
Ticaret hukuku kurallarına göre ve tek düzen hesap planına göre hazırlanan bilançoya ticari bilanço; vergi hukuku kurallarına göre hazırlanan bilançoya ise mali bilanço (vergi bilançosu) ismi verilmektedir. Ticari kârdan mali kâra geçiş işleminin yapıldığı belgeye “Bilanço Esasına Göre Defter Tutan Mükelleflere Ait Ticari Kârdan Mali Kâra Ulaşmak için Yapılan Hesaplamayı Gösteren Belge ” denilmektedir.
işletmeye ilave edilen ve işletmeden çekilen değerlerin dikkate alınması: Dönem içinde işletme sahip(ler)inin işletmeye ilave ettikleri değerler varsa bunlar bulunan miktardan düşülür. Çünkü bu artış, ticari faaliyetten dolayı ortaya çıkan bir artış değildir. Bu işlem vergi matrahını azaltacaktır. Buna karşılık, işletmeden çekilen değerler varsa, bunlar bulunan miktara ilave olunur. Çünkü bu eksilişin bir zarar unsuru olarak görülmesi mümkün değildir. Bu işlem vergi matrahını artıracaktır.
Giderlerin Düşülmesi: GVK’nın 40. maddesi, vergi matrahından indirilebilecek giderleri düzenlemektedir. Bu giderler, aşağıda özet halinde açıklanmaktadır:

Gider Kabul Edilmeyen Ödemeler: Gider kabul edilmeyen ödemelere aşağıdaki örnekleri verebiliriz:

Amortismanların Ayrılması: Amortisman, üretim faaliyetleri sonucunda mal ve hizmetler yaratılırken, geçmiş yıllardan devralınan sermaye mallarında meydana gelen aşınma ve eskimenin parasal değeridir. İşletmenin değer kaybına uğrayan aktifleri, amortismana tabi tutulur. Kural olarak, işletmeye ait değer kaybının söz konusu olmadığı boş arsa ve araziler ise amortismana tabi tutulmaz.
Amortisman yöntemi olarak; normal amortisman, azalan bakiyeler usulü ile amortisman ve fevkalade amortisman usulleri öngörülmüştür.
Normal amortisman yönteminde mükellefler amortismana tabi iktisadi kıymetlerini Maliye Bakanlığının tespit ve ilan edeceği oranlar üzerinden itfa ederler.
Amortisman ayırma konusunda getirilen ikinci yöntem, azalan bakiyeler usulüdür. Seçimlik bir yöntem olan bu usulden, sadece bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin yararlanmasına izin verilmiştir (VUK mük. m. 315). Bu yönteme göre uygulanacak amortisman oranı, %50’yi geçmemek üzere normal amortisman oranının iki katıdır.
Fevkalade amortisman uygulaması ise bazı özel durumlarda Maliye Bakanlığının izni ile mümkün olabilmektedir (VUK. m. 317). Örneğin; yangına, sel felaketine maruz kalmış gayrimenkuller veya bir trafik kazasında hurda haline gelmiş işletmeye ait motorlu araçlar için bu izin verilebilmektedir.

Değerleme ve Diğer Benzeri Hükümlerin

Uygulanması: Değerleme kavramı, VUK’un 258. maddesinde, “vergi matrahlarının hesaplanmasıyla ilgili iktisadi kıymetlerin takdir ve tespitidir” şeklinde tanımlanmıştır.
Değerleme müessesesi yanında, vergi matrahını etkileyebilecek başka bazı düzenlemeler daha bulunmaktadır. Bunlara örnek olarak; yenileme fonu (VUK m. 328), karşılıklar (m. 288, 323), reeskont (m. 281), vazgeçilen alacaklar (VUK m. 324), değersiz alacaklar (VUK m. 322) gibi uygulamaları verebiliriz.
Karşılıklar, oluşmuş veya olması beklenen fakat miktarı kesin olarak kestirilemeyen ve işletme için bir borç mahiyetini arzeden belli bazı zararları karşılamak maksadıyla hesaben ayrılan meblağlardır (VUK 288).
Reeskont uygulaması, alacakların henüz tahsil edilmeden vergiye tabi tutulması gerçeği karşısında bu etkiyi hafifletmeyi amaçlayan bir uygulamadır.

[section label=”Ünite 2″]

Ünite 2: Ticari Kazançlar (İşletme Hesabı Esası, Basit Usul, Esnaf Muaflığı), Zirai Kazançlar

İşletme Hesabı Esasında Ticari Kazancın Tespiti

Ticari kazancın gerçek usulde ikinci tespit şekli, işletme hesabı esasıdır. Kazancı bu usule göre tespit edilenler 2. sınıf tüccarlardır. 2. sınıf tüccarlar, birinci sınıf tüc­carların sayıldığı VUK 177. madde dışında kalan tüccarlardır.
İşletme esasında vergilendirme için, 1. sınıf tüccarlara ilişkin büyüklüklerin aşılmaması gerekir. VUK’un 180 ve 181. maddeleri mucibince belirlenen bu miktarların aşılması durumunda 1. sınıfa (bilanço esasına) geçiş söz konusu olacaktır (sınıf değiştirme).
İşletme hesabında vergilendirilenler, bundan sonra incelenecek olan basit usulde vergilendirilme sınırlarının da üstünde olan işletmelerdir.
Uygulamada işletme esasında vergilendirilen mükellef örneklerini; ticaretle uğraşan bakkal, manav, kasap gibi işletmeler yanında; berber, terzi, tamirci, fotoğrafçı gibi sanat erbabı oluşturmaktadır.
VUK 194. maddeye göre işletme defterinde işletme hesabının sol tarafını gider, sağ tarafını hasılat kısmı teşkil eder. Bu hesapta;

İşletme hesabı esasına göre ticari kazanç, bir hesap dönemi içinde elde edilen hasılat ile giderler arasındaki olumlu farktır.
VUK 315. maddeye göre; Bilanço esasına göre defter tutan mukelleflerden dileyenler, amortismana tabi iktisadi değerlerini, azalan bakiyeler amortisman usulü ile yok edebilirler.

Ticari Kazancın Basit Usulde Tespiti

4369 sayılı Kanun’a kadar, basit usul yerine götürü usul uygulaması yürürlükte idi. 1.1.1999 tarihinde yürürlüğe giren 4369 sayılı Kanun’la, götürü usul yerine basit usul uygulamasına geçilmiştir.
Basit usul: Geliri sınırlı küçük ticaret erbabıyla, küçük sanat erbabı veya küçük esnaf için getirilmiş bir uygulamadır.
Basit usulde vergilendirilen mükelleflerin yanında çalışan kişiler diğer ücretli olarak vergilendirilecektir.
Kollektif şirket ortakları ile komandit şirketlerin komandite ortakları basit usulden yaralanamayan meslek ve ticaret erbaplarına örnektir. Bu konular GVK’nın 51. maddesinde 12 bent halinde tanımlanmıştır.
Basit usule tabi mükelleflere belge alma ve belge verme yükümlülüğü getirilmiştir. Ayrıca belge vermedikleri günlük hasılatları için gün sonunda tek bir fatura düzenlenmesine de imkan tanınmıştır.
Basit usule tabi mükelleflerin geçici vergi beyannamesi ve katma değer vergisi beyannamesi verme yükümlülükleri yoktur.
Yasa’nın 51. maddesinde sayılan küçük esnafın dışında kalan mükelleflerin basit usul uygulamasından yararlanabilmesi için, aşağıda izah edilen şartları taşımaları gerekmektedir. Bu şartlar, genel ve özel şartlar olmak üzere iki grupta toplanmıştır.
Genel şartlar arasında (GVK m. 47):

bulunmaktadır.
Özel şartlar ise yıllık alış, satış ve hasılat tutarlarının Kanun’da (Bkz. GVK m. 48) belirlenen tutarları aşmaması ile ilgilidir.

Ticari Kazançlarda Esnaf Muaflığı

Ticaret ve sanat erbabından, GVK m. 9’da belirlenen şekil ve suretle çalışanların gelir vergisinden muaf olması esası benimsenmiştir.
Esnaf muaflığından yararlanan ticaret ve sanat erbabına aşağıdaki örnekleri verebiliriz:

Zirai Kazançların Tanımı ve Başka Kazançlara Dönüşmesi

Zirai faaliyetlerden doğan kazançlar zirai kazançtr (GVK m. 52).
Zirai faaliyet; arazide, deniz, göl ve nehirlerde, ekim, dikim, bakım, üretme yollarıyla bitki, orman, hayvan, balık ve bunların mahsullerinin üretilmesini, avlanma­sını, taşınmasını, satılmasını vb. ifade eder.
Zirai faaliyetlerin içinde yapıldığı işletmelere zirai işletme; bu işletmeleri işleten gerçek kişilere (adi şirket ortakları dahil) çiftçi ve bu faaliyetler sonucunda üretilen maddelere de mahsül (ürün) denir.
Zirai kazançlar ya stopaj usulüyle ya da gerçek usulde vergilendirilmektedir.

Zirai Kazançlarda Stopaj Usulüyle Vergileme

4369 sayılı Kanun’la zirai kazançların tespiti konusunda önemli değişiklikler yapılmış, zirai kazançların vergilenme rejimi önemli ölçüde sadeleştirilmiştir.
Yeni düzenleme ile zirai kazançların vergilendirilmesinde stopaj esası, temel vergilendirme yöntemi olarak öngörülmüştür.
Yasa’nın  belirlediği bazı büyüklüklerin aşılması durumunda ise stopaja ilave olarak gerçek usulde vergileme de söz konusu olmaktadır.
İşletme büyüklüğü ölçüleri, zirai faaliyet çeşidi dikkate alınarak Yasa’nın 54. maddesinde açıklanmıştır. Burada belirlenen büyüklüklerin aşılmaması gerekir.
Bakanlar Kurulu, son olarak işletme büyüklüğü ölçülerini 98/12095 sayılı BKK ile 1.1.1999 tarihinden itibaren uygulanmak üzere yeniden belirlemiştir.
Halen yürürlükte olan bu büyüklüklere aşağıdaki örnekleri verebiliriz:

İşletmede kullanılan motorlu araçla ilgili şarta gelince, bu konuda da yine Yasa’nın belirlediği büyüklüklerin aşılmaması gerekir. Bu şarta göre mükellef hakkında beyan yoluyla vergilemenin doğmaması için:

Yapılacak stopajın oranları GVK m. 94/11’de açıklanmıştır. Buna göre, çiftçilerden satın alınan zirai mahsul ve hizmetler için yapılan ödemelerden:

Arkadaşlar bu yüzdeleri kesinlikle ezberleyin her sınavda bir adet bundan geliyor kesin olarak.

  1. Orman idaresine veya orman idaresine karşı taahhütte bulunan kurumlara yapılan ormanların ağaçlandırılması, bakımı, kesimi, ürünlerin toplanması, taşınması ve benzeri hizmetler için %2,
  2. Diğer hizmetler için %4 oranında tevkifat yapılacaktır.

Zirai Kazançların Gerçek Usulde Vergilendirilmesi

Bu usulde zirai kazanç, hesap dönemi içinde para olarak tahsil edilen veya alacak olarak tahakkuk eden hasılat ile ödenen veya borçlanılan giderler arasındaki olumlu farktır.
Kazancın tespitinde indirilebilecek giderler, Kanun’un 57. maddesinde sayılmışltır. Bu giderlere örnek olarak;

isimlerle yapılan ödemeleri,

GVK 41. maddede yazılı, gider kabul edilmeyen ödemeler ise hasılattan indirilememektedir (GVK m. 58).
Ancak zirai kazanç kapsamında vergiye tabi olan mükelleflerin, GVK mük. m. 120 uyarınca geçici vergi ödeme yükümlülüğü bulunmamaktadır.
Geçici Vergi: Gerçek usulde vergilendirilen gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerin cari vergilendirme dönemlerinin gelir ve kurumlar vergisine mahsuben üçer aylık kazançları üzerinden hesaplanıp ödenen bir peşin vergi uygulamasıdır.

[section label=”Ünite 3″]

Ünite 3: Ücretler, Serbest Meslek Kazançları, Gayrimenkul-Menkul Sermaye İratları,Diğer Kazanç ve İratlar

Ücret Gelirlerinin Tanımı ve Stopaj Yoluyla Vergilendirilmesi

Ücret İş Kanunu’na göre “Genel anlamda bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar” şeklinde tanımlanmaktadır. Gelir Vergisi Kanunu’na göre de “İşverene tabi ve belirli bir iş yerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir” şeklinde ifade edilmektedir.
Ücretin tanımında sözü edilen işveren; hizmet erbabını işe alan, emir ve talimatları dâhilinde çalıştıran gerçek ve tüzel kişilerdir. Ücretin ödenek, tazminat, zam, avans, aidat, prim, ikramiye veya başka adlar altında ödenmesi onun mahiyetini değiştirmemekle birlikte bunların tamamı ücret olarak vergilendirilmektedir.
Ücretlerin vergilendirilmesinde temel yöntem, stopaj usulü ile verginin alınmasıdır. Stopaj oranı, % 15 – % 35 arasında değişmektedir. Stopaj, gerçek (safi) ücret üzerinden yapılmaktadır. Safi ücret, işveren tarafından verilen para ve diğer maddi menfaatler toplamından aşağıda maddeler halinde belirtilen indirimlerin yapılması suretiyle bulunur.

GVK’nın 32. maddesi ücretlilere “asgari geçim indirimi” uygulamasından yararlanma hakkı vermektedir. Ayrıca ücretlilerin engelli olması ya da bakmakla yükümlü olduğu kişiler arasında engelli bulunması durumunda engellilik derecesine göre gayri safi ücret üzerinden engellilik indirimi yapılmaktadır.

Ücretlerin Stopaj Harici Yöntemlerle Vergilendirilmesi

GVK’nın 64. maddesine göre kazançları basit usulde tespit edilen ticaret erbabı yanında çalışanların, özel hizmetlerde çalışan şoförlerin, özel inşaat işçilerinin, gayrimenkul sermaye iradı sahibi yanında çalışanların bu işlerden sağladıkları gelirleri, “diğer ücretler” olarak adlandırılmaktadır.
Bu kişilerin vergilendirilmesinde matrah olarak asgari ücret esas alınmaktadır. Bu kapsamda vergilenen mükelleflere, vergi karnesi alma yükümlülüğü getirilmiştir ve vergi karnesi üzerinde gelir vergisi tarifesi dikkate alınarak tahakkuk ettirilen vergiyi, Şubat ve Ağustos aylarında iki taksit halinde ödemektedirler.
Beyanname verme yükümlülüğü bulunan ücret gelirleri arasında; üzerinden stopaj yapılmamış bazı ücretler ile stopaja tabi olmasına rağmen birden fazla işverenden elde edilen ve beyan sınırını aşan ücret gelirleri bulunmaktadır.
GVK’nın 86. maddesinde tek işverenden elde edilen ücretlerin, tutarı ne olursa olsun beyana tabi olmayacağı ifade edilmiştir. Birden fazla işverenden ücret geliri elde edenler, birinciden sonraki ücret gelirlerinin toplam tutarı beyan sınırını aşıyorsa ücret gelirlerinin tamamı için izleyen yılın Mart ayında beyanname vermek zorundadırlar.

Ücretlerde Muaflık ve İstisnalar

Yabancı devletlerin Türkiye’de bulunan elçi, müsteşar ve konsolosları ile elçilik ve konsolosluklara mensup olan ve o memleketin tabiiyetinde bulunan memurları ve Türkiye’de resmi bir göreve memur edilenlerin, menkul sermaye iradı üzerinden yapılan tevkifatlar dışındaki tüm gelirleri gelir vergisinden muaf tutulmuştur
Kanun, yabancı elçilik ve konsolosluklarda çalışan, ancak 15. maddeye girmeyen memur ve hizmetlilerin, yalnızca bu işlerden aldıkları ücretleri, karşılıklı olmak şartıyla gelir vergisinden istisna etmiştir.

Serbest Meslek Kazançları: Kavram

Serbest meslek faaliyeti; sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır.
Serbest meslek kazançlarına avukat, doktor, mali danışman, muhasebeci kazançları, yazar, şair, bilgisayar programcısı, heykeltıraş, ressam gibi kişilerin telif kazançları, gümrük komisyoncuları, sağlık memuru, arzuhalci, rehber gibi meslekleri icra edenlerin kazançları örnek olarak verilebilir.
Bir faaliyetin serbest meslek faaliyeti sayılabilmesi için aşağıda maddeler halinde verilen özellikleri taşıması gerekmektedir.

Serbest Meslek Kazancının Tespiti

Serbest meslek kazancının tespiti, gerçek usulde yapılmaktadır. Gerçek usulde serbest meslek kazancı, “bir hesap dönemi içinde serbest meslek faaliyeti karşılığı olarak tahsil edilen para ve ayınlar ve diğer suretlerle sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerden bu faaliyet dolayısıyla yapılan giderler indirildikten sonra kalan farktır”.

Serbest Meslek Kazançlarında İndirim, Muafiyet ve İstisnalar

Engelli serbest meslek erbabı ile bakmakla yükümlü olduğu kişiler arasında engelli bulunan serbest meslek erbabı için, engellilik indiriminden yararlanma hakkı getirilmiştir. Serbest meslek faaliyeti ifa edenler, izleyen yılın Mart ayında yıllık beyanname vermek zorundadırlar. Ebe, sünnetçi, sağlık memuru, arzuhalci, rehber gibi serbest meslek sahipleri aşağıda maddeler halinde verilen ve VUK’nun 155. maddesinde yer alan şartlara uymaları durumunda gelir vergisinden muaf tutulmuştur.

  1. Muayenehane, yazıhane, atölye gibi özel iş yerleri açmamak,
  2. Çalışılan yere tabela, levha gibi mesleki faaliyette bulunduğunu gösteren alametleri asmamak,
  3. Devamlı şekilde mesleki faaliyette bulunduğunu gösteren ilanlar yapmamak,
  4. Serbest mesleki faaliyette bulunmak üzere mesleki teşekküllere kaydolmamak.

Bu şartlardan birinin ihlal edilmesi muafiyetten yararlanmayı engellemekte iken ikisinin ihlali halinde muafiyet hakkı ortadan kalkmaktadır. Müellif, mütercim, heykeltıraş, ressam, bilgisayar programcısı gibi bazı meslek sahiplerinin veya mirasçılarının kitap, resim, heykel, şiir, hikâye, roman, makale, CD, disket, bilimsel araştırma ve incelemeleri, röportaj, fotoğraf, film, radyo ve televizyon oyunu gibi eserlerini satmak veya kiralamak suretiyle elde ettikleri hasılat gelir vergisinden istisna tutulmuştur.
Gayrimenkul Sermaye İratları: Kavram GVK’nın 70. maddesinde sayılan mal ve hakların sahipleri, mutasarrıfları (bir mal veya hak üzerinde fiilen kullanma yetkisi olan kişi), zilyetleri (taşınır veya taşınmaz bir mal üzerindeki fiili hakimiyet), irtifak (bir gayrimenkulden özel bir hukuki sebebe dayanarak yararlanma hakkı bulunan kişi) ve intifa hakkı sahipleri (bir menkul veya gayrimenkul mal ya da hak üzerinde yararlanma ve kullanma hakkı olan kişiler) veya kiracıları tarafından kiraya verilmesinden elde edilen iratlar gayrimenkul sermaye iradı olarak kabul edilmiştir.

Gayrimenkul Sermaye İratlarının Stopaj Yoluyla Vergilendirilmesi

Vergileme, gayrisafi hasılat üzerinden yapılır. Gayrisafi hasılat, 70. maddede yazılı mal ve hakların kiraya verilmesinden bir takvim yılı içinde o yıla veya geçmiş yıllara ait olarak nakden veya aynen tahsil edilen kira bedellerinin tutarıdır.
Gayrimenkullerin vergi kesme yükümlülüğü olan kişi ve kuruluşlara kiralanması durumunda kiralar ödenirken stopaj yapılması gerekir. Kiracının, stopaj yapma yükümlülüğü olmayan bir kişi ve kurum olması durumunda ise, vergi kesintisi yapılmayacaktır. Gayrimenkul kiralarında stopaj oranı, % 20’dir.

Gayrimenkul Sermaye İratlarının Beyan Yoluyla Vergilenmesi

Gayrimenkul sermaye iradı beyannamesi izleyen yılın Mart ayında verilir ve vergisi iki taksit halinde Mart ve Temmuz aylarında ödenir.
Stopaj yapılan hallerde, elde edilen gayrimenkul sermaye iradının brüt tutarının, beyanname verme sınırını aşmaması halinde beyanname verilmeyecektir.
Üzerinden gelir vergisi stopajı yapılmayan gayrimenkul sermaye iratlarının, beyan edilmesi gerekir. Ancak gelirin konut kirasından ibaret olması ve belirlenen istisna tutarını geçmemesi durumunda beyanname verilmeyecektir. Gelirin bu istisna tutarının üzerinde olması durumunda ise fazla kısım beyan edilecektir. Mükellefin, konut kira geliri yanında beyan yoluyla vergilendirilen ticari, zirai veya serbest meslek kazancının bulunması durumunda istisna hakkı ortadan kalkmaktadır.
Gayrimenkul sermaye iradı olarak safi irat vergilenir. Safi irat, gayri safi hasılattan iradın sağlanması ve idame ettirilmesi için yapılan giderlerin indirilmesi ile belirlenir. Bu giderlere örnek olarak kiraya veren tarafından ödenen aydınlatma, ısıtma, su ve asansör giderleri, kiraya verilen malların idaresi için yapılan ve gayrimenkulün önemi ile orantılı olan idare giderleri, sigorta giderleri, kiraya verilen mal ve haklara ilişkin borçların faizleri verilebilir.
Kanun vergilenecek kira bedelinin emsal kira bedelinden düşük olamayacağını öngörmüştür. Bina ve arazide emsal kira bedeli, eğer varsa yetkili özel mercilerin tespit ettiği bedel, bu yoksa VUK’a göre belirlenen vergi değerinin % 5’idir. Diğer mal ve haklarda ise bu oran, % 10 olarak belirlenmiştir

Menkul Sermaye İratları

Menkul sermaye iratları, nakdi sermaye veya para ile temsil edilen değerlerden oluşan sermaye dolayısıyla elde edilen kâr payı, faiz, kira ve benzeri iratlardır. Örneğin; Devlet tahvili ve hazine bonosu faizleri ile diğer her türlü tahvil ve bono faizleri, eurobond faizleri, repo gelirleri, mevduat faizleri, her nevi hisse senetleri kar payları gibi.
İrat sağlayan menkul kıymetlerin ticari faaliyete dâhil olması durumunda bu iratlar, ticari kazancın tespitinde dikkate alınır ve böyle bir durumda vergileme, ticari kazanç hükümlerine göre yapılacaktır.

Menkul Sermaye İratlarının Vergilendirilmesi

Menkul sermaye iratlarının vergilendirilmesi stopaj yöntemiyle gerçekleştirilmektedir. Bazı istisnai durumlarda beyanname verilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.
Hazine bonosu ve Devlet tahvili faizi, eurobond faizleri, özel sektör tahvil ve bonolarının faizi, döviz tevdiat hesabı faizi, repo geliri, özel finans kurumları kâr zarar ortaklığı belgesi gelirleri, yatırım fonları katılma belgelerinden elde edilen kazançlar gibi menkul sermaye iratlarını ödeyenlerödeme esnasında Yasa’da yazılı oranlarda tevkifat yaparlar. Bu iratları elde eden gerçek kişi mükellefler açısından yapılan tevkifat, nihai vergilendirme olur ve tutar ne olursa olsun ayrıca beyanname verilmez veya başka gelirler için verilen beyannameye bu iratlar dâhil edilmez.
Stopaja maruz kalmayan, alacak faizleri gibi bazı menkul sermaye iratları, gelirin elde edildiği yılı izleyen Mart ayında beyanname ile bildirilmek zorundadır. Diğer taraftan stopaja maruz kalsa da yurt dışından elde edilen mevduat faizi, Devlet tahvili faizi gelirleri için beyanname verme mecburiyeti vardır.

Diğer Kazanç ve İratlar: Değer artışı Kazançları

Diğer kazanç ve iratlar, değer artışı kazançları ve arızi kazançlar olmak üzere iki gruptan oluşmaktadır. GVK mük. 80. maddede sayılan mal ve hakların elden çıkarılmasından doğan kazançlar, değer artışı kazancı olarak kabul edilmiştir. Borsada kayıtlı olan veya olmayan hisselerin elden çıkarılmasından sağlanan kazançlar, diğer menkul kıymetlerin elden çıkarılmasından doğan kazançlar, ortaklık haklarının veya hisselerinin elden çıkarılmasından doğan kazançlar bunlara örnek olarak verilebilir. Değer artış kazancı, kişinin sahibi olduğu çeşitli mal ve haklarını elden çıkarması durumunda söz konusu olmaktadır. Elden çıkarma deyimi “mal ve hakların satılması, bir ivaz karşılığında devir ve temliki, trampa edilmesi, takası, kamulaştırılması, devletleştirilmesi, ticaret şirketlerine sermaye olarak konulmasını” ifade etmektedir. Alım satım işlemlerinde değer artış kazancı matrahı, kıymetin alış bedeli ile satış bedeli arasındaki farktır. Stopaj menkul kıymetin alım satımına aracılık eden kurum veya banka tarafından yapılmaktadır. Bu gibi durumlarda stopaj yoluyla alınan vergi, nihai vergi olmakta; ayrıca beyanname verilmesi söz konusu olmamaktadır. Borsa İstanbul’da işlem görmeyen (borsada kayıtlı olmayan) hisse senetlerinin satışından sağlanan kazançlar, diğer değer artış kazançları ile gayrimenkullerin ve hakların iktisap tarihinden başlayarak beş yıl (1.1.2007 tarihinden önce iktisap edilmiş olanlarda dört yıl) içinde elden çıkarılmasından doğan kazançlar için izleyen yılın Mart ayında beyanname verilmesi gereklidir. Bu değer artış kazançlarının belirlenen istisna tutarını aşan kısmı vergiye tabidir. Dolayısyla değer artış kazancının istisna sınırı altında kalması durumunda beyan söz konusu olmayacaktır. Değer artış kazancı aşağıda verilen durumlarda hesaplanmaz ve vergilendirilmez.

Diğer Kazanç ve İratlar: Arızi Kazançlar

Süreklilik göstermeyen ticari ve serbest meslek faaliyetlerinin icrasından elde edilen kazançlar, ticari veya zirai bir işletmenin faaliyetiyle serbest meslek faaliyetinin durdurulması veya terk edilmesi karşılığında elde edilen kazançlar, gayrimenkullerin tahliyesi veya kiracılık hakkının devri karşılığında alınan tazminatlar ve peştemallıklar (hava parası) GVK’nun 82. maddesinde düzenlenen arızi kazançlara örnek olarak verilebilir.
Bu üç gelirin toplamı, belirlenen istisna tutarını geçmezse beyanname verilmesine gerek olmayacak ve dolayısıyla vergi ödenmesi söz konusu olmayacaktır. Bu tutarın aşılması durumunda ise sadece aşan kısım beyannamede gösterilecektir.

[section label=”Ünite 4″]Ünite 4: Gelir Vergisinin Tarhı

Gelir Vergisinin Tarhı

Gelir vergisi kural olarak bizzat mükellefin veya vergi sorumlusunun beyanı üzerine tarh olunmaktadır. Tarh vergi alacağının kanunlarında gösterilen matrah ve nispetler üzerinden vergi dairesi tarafından hesaplanarak bu alacağı miktar itibariyle tespit eden idari muameledir.
Gelir vergisinin tarhı konusunu bu başlık altında;

olmak üzere dört ana başlık altında inceleyebiliriz.

Muhtasar Beyanname (Stopaj Beyannamesi) Yoluyla Tarh

Muhtasar beyanname, stopaj yoluyla alınan vergilerin ödendiği beyanname çeşididir. Bu yöntemde vergi, gelir elde eden kişinin eline geçmeden kesilmekte ve muhtasar beyanname ile vergi dairesine ödenmektedir. Ticaret veya serbest meslek erbabının tevkifata tabi işlemi bulunmaması durumunda muhtasar beyanname verme zorunluluğu yoktur. Bu açıdan beyanname verilmediği gerekçesiyle re’sen takdire gidilmesi de mümkün değildir.
Vergi tevkifatı yapmak zorunda olanlar şu kişi ve kuruluşlardır:

Stopaj matrahı olarak;

Stopaj kesintisi yapanlar, yaptıkları kesintileri ertesi ayın 23. Günü akşamına muhtasar beyanname ile bildirmek zorundadır. Zirai ürünlerden tevkifat yapanlar hariç, çalıştırdıkları hizmet erbabı sayısı 10 ve daha az olanlar üç ayda bir beyanname verebilirler.
Tevkifatın yapıldığı ayı izleyen ayın 23. günü akşamına kadar beyan edilen vergiler aynı ayın 26. Günü mesai saati bitimine kadar ödenecektir. Genel bütçeye dahil idare ve müesseseler muhtasar beyanname vermeyip sadece bordrolarına işleyecektir.

Yıllık Beyanname Yoluyla Tarh

Yıllık beyanname, mükellefin çeşitli kaynaklardan bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratlarının bir araya getirilip toplanmasına ve bu suretle hesaplanan gelirin vergi dairesine bildirilmesine ilişkin beyannamedir. Kural olarak, elde edilen tüm gelirlerin yıllık beyanname ile bildirilir.
Mutlak anlamda beyanname verilmesi gereken durumlar şunlardır:

Beyanname verme sınırının aşılması halinde, beyan mecburiyeti olan gelirler şunlardır:

Kural olarak gelir vergisi beyannamesi ikametgahın olduğu yer vergi dairesine verilir. Medeni hukukta ikametgah yerleşmek niyetiyle oturulan yer olmasına rağmen, vergi hukukunda ikametgah; mükellefiyet tesisine yönelik ticari, ekonomik faaliyetlerin yapıldığı yer olarak kabul edilmektedir (mali ikametgah). Bununla birlikte gayrimenkul sermaye iratları ile ilgili beyanname gayri menkulün olduğu yerde değil mükellefin bulunduğu yer vergi dairesine verilecektir. Gelir sadece basit usulde tespit edilen kazançlardan ise Şubat ayının 25. günü akşamına kadar, değilse Mart ayının 25. Günü akşamına kadar verilir. Beyanname elden, taahhütlü posta ile yahut e-beyanname olarak verilebilir. Postaya verilen tarih, beyannamenin verildiği tarih olarak esas alınmaktadır. Birden fazla işverenden ücret alanlar istedikleri ücreti birinci ücret olarak seçebileceklerdir.
Mükellefler için – özellikle ticari kazanç ve serbest meslek erbabına yönelik- çeşitli vergi indirimleri vardır. Bunlar;

Vergi hukukunda küçük çocuklar ifadesi ile 18 yaşını veya tahsilde olupta 25 yaşını geçmemiş çocuklar kastedilmektedir. Bu kapsama evlat edinilen çocuklar da dahildir. Mükellefin kendisi, eşi ve küçük çocuklarına ilişkin olarak yapılan eğitim ve sağlık giderleri beyan edilen gelirin %10’unu aşmaması ve Türkiye’de yapılması şartıyla indirim olarak gösterilebilir. Bu kişiler için hayat, ölüm, kaza, hastalık gibi sigorta primleri ile bireysel emeklilik katkı payları da indirilebilir.
Gelir vergisine tabi gelirlere uygulanan artan oranlı tarife, %15’ ten başlamakta %20 ve %27 oranlarının arkasından %35’te sonlanmaktadır. Yıllık beyannamede toplanan gelirler üzerinden daha önce vergi ödenmişse, bu vergilerin hesaplanan toplam gelirden düşülmesi gerekir (mahsup).
Geçici yani peşin verginin iki amacı bulunmaktadır:

Geçici vergi ödeyenler ikiye ayrılır:

Ödenecek Geçici verginin oranı, içinde bulunulan yılda bildirilen üçer aylık kazançlar üzerinden %15’tir. Hesaplanan geçici vergi yıl başından itibaren üçer aylık dönemler için 14 Mayıs, 14 Ağustos, 14 Kasım ve 14 Şubat tarihlerine kadar beyan edilir ve aynı ayın 17 günü akşamına kadar ödenir. Mükellef aynı dönem için stopaj ödemişse, ödeyeceği geçici vergi bu ölçüde düşük olacaktır. Bir yıl boyunca ödenen geçici vergi, ertesi yıl Mart ayında, gerçek tutarı hesaplanan gelir vergisinden düşülür. Gelir vergisindeki vergileme rejimi ve vergi oranları Tablo 4.4’te gösterilmiştir (S:72).

Yıllık Beyanname Verilmeyen Veya Toplama Yapılmayan Haller

Beyan sınırı, gayrimenkul sermaye iradı, menkul sermaye iradı ve ücret gelirlerinde, elde edilen yıllık gelir toplamının belirlenen sınırı aşması durumunda, stopaj yapılmış olmasına rağmen beyanname verme yükümlülüğü de olduğu anlama gelmektedir. Mükellefin gelir toplamı beyanname sınırını aşmıyorsa, vergisi tevkil yoluyla alınmış menkul ve gayrimenkul sermaye iratları için beyanname vermeyecek veya başka gelirler için verilen beyannameye katmayacaktır.
Beyanname verilmeyen ve toplama yapılmayan haller özet olarak;

Dar Mükellef Gerçek Kişilere Özgü Düzenlemeler

Tam mükellefleri hem Türkiye’de hem de Türkiye dışında elde ettiği gelirler vergi kapsamına alınmıştır. Dar mükelleflerin ise yurt dışı gelirleri ile ilgilenilmemekte, sadece Türkiye’de elde ettikleri gelirler üzerinden vergi alınmaktadır.
Gelir vergisi dar mükelleflerin Türkiye’de elde edebileceği gelirler şunlardır:

Yukarıda sayılan gelir unsurları ile ilgili matrah tespiti, kural olarak GVK m. 37-82 arasında yer alan genel hükümlere göre yapılır. Dar mükellefiyette verginin tarhında, mükellefin daimi temsilcisi, bu yoksa bu kazanç ve iratları dar mükellefe sağlayanlar muhatap alınır. Dar mükellefler kural olarak mevzuatın öngördüğü indirim ve istisnalardan da yararlanırlar. Ancak bazı durumlarda dar mükelleflerin bu indirim ve istisnalardan yararlanamayacakları düzenlemeler de bulunmaktadır.
Dar mükelleflerin yıllık beyanname ile bildirmek zorunda oldukları gelirler şunlardır:

Yıllık beyannamenin verileceği yer;

Dar mükelleflerin elde ettiği gelirin sadece aşağıdakilerden oluşması durumunda, bu gelirler için yıllık beyanname verilmeyecektir:

Münferit beyanname, “dar mükellefiyete tabi olanların yıllık beyanname ile bildirmeye mecbur olmadıkları kazanç ve iratlardan, vergisi tevkif suretiyle alınmamış olanların bildirilmesine mahsustur.” (GVK m., 84, bent 3).
Dar mükellefin elde ettiği gelir;

bu gelir için dar mükellef isterse münferit beyanname verebilir. Bu tip ödemeler üzerinden %20 oranında vergi kesintisi yapılması öngörülmüştür. (GVK m. 94/4). Dar mükellefin bu hakkını kullanması, vergi iadesi alabileceği durumlarda bir anlam taşıyacaktır.
Münferit beyanname, kazancın elde edildiği tarihten itibaren 15 gün içinde, ilgili vergi dairesine verilmek zorundadır.

[section label=”Ünite 5″]Ünite 5: Kurumlar Vergisi

Kurumlar Vergisi

Kurumlar vergisi bu ünitede on başlık altında incelenmiştir.

Kurumlar Vergisinin Varlık Nedeni

Kurumun gerçek kişi ortakları, kurumdan elde ettikleri kâr payı için gelir vergisine tabi olmaktadırlar. Bu durumda neden ayrıca bir de kurumlar vergisi alındığı sorusu akla gelebilir. Kurumlan vergi mükellefi kılan nedenler arasında;

Kurumlar vergisinde de, gelir vergisinde olduğu gibi tam ve dar olmak üzere iki çeşit mükellefiyet vardır.
Tam Mükellef: KVK’nın birinci maddesinde yazılı olan kuramlardan  Türkiye’de bulunanlar olarak kabul
edilmiştir.
Dar mükellef: Kanuni ve iş merkezlerinden her ikisi de Türkiye’de bulunmayan kuramlardır.
Kurumlar vergisinin mükellefleri, Kanun’un 1. maddesinde  sayılmıştır. Bunlar sırasıyla sermaye şirketleri, kooperatifler, iktisadi kamu kuruluşları, dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmeler ve iş ortaklıklarıdır.

Sermaye Şirketleri

Holding: Yatırım anonim şirketi şeklinde de isimlendirilebilir. Holdinglerin sahip oldukları hisse senetlerinden elde ettikleri kâr payları “iştirak kazançları istisnası” adı altında vergi dışında tutulmuştur.
Yatırım fonu: Sermaye Piyasası Kanunu’nda; “Bu Kanun hükümleri uyarınca halktan katılma belgeleri karşılığında toplanan paralarla, belge sahipleri hesabına, riskin dağıtılması ilkesi ve inançlı mülkiyet esaslarına göre sermaye piyasası araçları, gayrimenkul, altın ve diğer kıymetli madenler portföyü işletmek amacıyla kurulan malvarlığına Yatırım Fonu adı verilir.” Şeklinde tanımlanmıştır.

Kooperatifler

Tüzel kişiliği haiz olmak üzere ortaklarının belirli ekonomik menfaatlerini ve özellikle meslek veya geçimlerine ait ihtiyaçlarını işgücü ve parasal katkılarıyla karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalet suretiyle sağlayıp korumak amacıyla gerçek ve tüzel kişiler tarafından kurulan değişir ortaklı ve değişir sermayeli ortaklıklara kooperatif denir.

İktisadi Kamu Kuruluşları

Devlete, özel idarelere, belediyelere ve diğer kamu idarelerine ve müesseselerine ait veya tabi olup faaliyetleri devamlı olan ticari, sınai ve zirai işletmelerdir. (KVK 2/3).

Dernek ve Vakıflara Ait İktisadi işletmeler

Kazanç paylaşma dışında, kanunlarla yasaklanmamış belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, en az yedi gerçek veya tüzel kişinin, bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek suretiyle oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kişi toplulukları dernek olarak adlandırılır.
Vakıflar ise bazı malların (taşınır, taşınmaz mal veya paranın) belli bir amacın gerçekleştirilmesine tahsis edildiği tüzel kişiliklerdir (MK, m. 73).

İş Ortaklıkları (Joint Venture)

Belli bir işin birlikte yapılması müştereken taahhüt edilir. İşin müştereken yapılması taahhüt edilmemişse ve ortakların sorumlulukları sınırlandırılmışsa iş ortaklığı değil konsorsiyum söz konusu olur. Konsorsiyumun da kurumlar vergisi mükellefiyetini seçme imkânı bulunmamaktadır.

Vergiden Muaf Tutulan Kurumlar

Kanun’un 4. maddesinde 19 bent halinde sayılmıştır. Bunlar:

Kurumlar Vergisinde Matrah Tespiti, Giderlerin, Zararların Düşülmesi

Kurum kazancı, esas olarak faaliyet gelirlerinden (ticari kazançtan) oluşmaktadır. Ancak, bu gelire ilave olarak kurum kazançları arasında, gayrimenkul sermaye iradı ve menkul sermaye iradı gibi faaliyet dışı gelirler de bulunabilmektedir.
Kuramların vergi matrahının tespitinde, aşağıdaki sıraya göre işlem yapılmaktadır

Kazanç Tespitinde Kabul Edilmeyen İndirimler Transfer Fiyatlandırması Yoluyla Örtülü Kazanç Dağıtımı

Kuramların kendi bölümleri arasında ya da ilişkili bulunduğu diğer kişi ve kurumlar arasında mal, iktisadi kıymet, hizmet, hak ya da mali fon ve benzeri kıymet transferlerinde uyguladıkları fiyatlar transfer fiyatlandırılması kapsamına girmektedir. Ulusal veya uluslararası boyutta olabilir. Her iki durumda da vergi idaresi açısından vergi kaybı anlamına gelir. Bu durumlarda, kurumun ortaklarına veya ilişkide bulunduğu gerçek veya tüzel kişilere, karşılıksız olarak veya emsalin üzerinde menfaat sağlaması söz konusudur.

Örtülü Sermaye

Kuramların, ortaklarından veya ortaklarla ilişkili olan kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin ederek işletmede kullandıkları borçların, hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşan kısmı, ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye sayılır.(KVK 12)
Örtülü sermaye, kurumun yakın ilişki içinde bulunduğu kişi veya kuruluşlardan ödünç alması ve karşılığında faiz ödemesi durumunda ortaya çıkabilmektedir.

Diğer kabul edilmeyen indirimler

Safi Kurum Kazancının Tespitinde İndirilebilecek Giderler

Giderlerin Düşülmesi

“İndirilecek giderler” başlıklı KVK’nın 8. maddesinde, aşağıdakiler yer almaktadır:

Diğer İndirimlerin Düşülmesi

Bazı kamu kuramlarına, vakıf ve derneklere ve üniversitelere makbuz karşılığı yapılan bağış ve yardımların indirilebilecek tutarı o yıla ait beyan edilecek gelirin %5’ini geçememekte ancak eğitim, sağlık, öğrenci yurdu gibi tesisler için ve kültür, sanat faaliyetlerinin desteklenmesi için yapılan bağışlarda olduğu gibi.

Zararların Düşülmesi

5 yıldan fazla nakledilmemek koşuluyla, geçmiş yılların beyannamelerinde yer alan zararlar indirim konusu yapılmaktadır.

İstisnaların Dikkate Alınması

Matrah tespit edilirken, yukarıda açıklanan giderlerin indirilmesinden (veya matraha ilave edilmesinden) sonra, istisnaların da dikkate alınması gerekir. Kanun’un 5.maddesinde düzenlenmiş olan bu istisnalar, amaçlarına göre sınıflandırılarak aşağıda özetlenmektedir.

Risturn: Kâr amacı gütmeyen kooperatiflerde kâr dağıtımı söz konusu olmaz. Ancak gelir gider farkı ortaklara iade edilebilen paralara risturn denir.

Emisyon primi: Anonim şirketler çıkarttıkları hisse senetlerini nominal değerlerinin üstünde bir bedel ile satabilirler. Bu durumda, hisse senetlerinin nominal değeri ile ihraç değeri arasındaki olumlu fark emisyon primini oluşturur.
Kurumlar vergisinden istisna edilen bu kazançların dağıtılması durumunda ,GVK 94/6’ya göre stopaj yapılabilmektedir. İstisna kökenli kazancın, dağıtılmayarak sermayeye eklenmesi durumunda ise, stopaj söz konusu olmamaktadır. Kazancın sermayeye eklenmesi durumunda, ortaklar açısından “bedelsiz hisse senedi” elde edilmesi söz konusu olmaktadır.
Bedelsiz hisse senedi: İç kaynaklardan sermayeye ilave edilen değerler karşılığında ortaklara, anonim şirketlerde bedelsiz hisse senedi, limited şirketlerde bedelsiz ortaklık payı verilir.

Kurum Kazançlarının Beyanı, Verginin Oranı, Ödenmesi Kurumun Tüm Kazançları Beyana Tabidir

Kurum kazançları faaliyet gelirlerinden veya faaliyet dışı gelirlerden oluşabilir. Bu gelirlerin tamamının, verilecek yıllık beyannamede toplanması gereklidir (KVK m. 14). Yani kurumlar vergisinde gelir vergisinde olduğu gibi, bazı gelirlerin beyan dışında kalması imkânı bulunmamaktadır.

Beyannamenin Verileceği Yer ve Zamanı

Beyannamenin verilme yeri, mükellefin bağlı olduğu, yani kurumun kanuni veya iş merkezinin bulunduğu yer vergi dairesidir (KVK 14/1). Yıllık beyanname, hesap döneminin kapandığı ayı izleyen dördüncü ayın 25. günü akşamına kadar verilir.

Kurumlar Vergisinin Oranı ve Geçici Verginin Mahsubu

Kurumlar vergisi oranı, %20’dir. 5838 sayılı Kanun’la KVK’ye 32/A maddesi eklenmiş ve “indirimli kurumlar vergisi” uygulaması başlatılmıştır. Bu imkân Hazine Müsteşarlığı tarafından teşvik belgesine bağlanan yatırımlardan elde edilen kazançlara tanınmıştır.
Hesaplanan kurumlar vergisi, beyannamenin verildiği Nisan ayının sonuna kadar ödenir. Kurumlar vergisinin ödenmesinde, gelir vergisinde de yer alan iki ortak düzenleme bulunmaktadır:

Dağıtılan Kâr Payları Üzerinden Gelir Vergisi Stopajı Yapılması

Bu stopaj, kurum kârının ortaklara dağıtılması durumunda yapılmaktadır. Kârın dağıtılmayıp, sermayeye eklenmesi hali ise stopaj dışında tutulmuştur. Kurum kazancından, hesaplanan kurumlar vergisinin düşülmesinden sonra kalan ve dağıtılan kâr payları şeklinde ifade edilebilir (Bkz. GVK m. 94/6-b-i). Stopajın oranı ise yüzde 15’dir.

Kurumların; Tasfiyesi ve Yeniden Yapılanmaları Durumunda Vergilendirme

Kurumların Tasfiyesi

Tasfiye, kurumların tüzel kişiliklerinin sona ermesi olup, tasfiye süresi içinde; kurumun mevcutları paraya çevrilir, alacakları toplanır, borçları ödenir ve geride kalan para veya mal ise ortaklara dağıtılır.
Tasfiye dönemi, kurumun tasfiye haline girdiği tarihten itibaren başlar ve aynı takvim yılı sonuna kadar tanımlanan süre olarak kabul edilen birinci tasfiye dönemi ve ondan sonra gelen her takvim yılı ise, bir tasfiye dönemi olarak devam eder.

Kurumların Birleşmesi ve Devri

Birleşmede birden fazla kurum bir tek tüzel kişilik altında toplanmaktadır.
Devir müessesesi: Gelir vergisi uygulamasında da işletmelerin sermaye şirketlerine devrini teşvik edici düzenlemeler vardır. Bu düzenlemeler GVK’nin vergilendirilmeyecek diğer kazanç ve iratlar başlıklı 81. Maddesinde açıklanmıştır.

Kurumlarda Bölünme ve Hisse Değişimi

KVK’nın 19/(3) ve 20. Maddesine bakınız.

Dar Mükelleflere Özgü Düzenlemeler Gelir Unsurları

Dar mükellef kurum, Türkiye’de açacağı bir iş yerinden, zirai işletmesinden, serbest meslek kazançlarından, gayrimenkullerin, hakların ve menkul malların Türkiye’de kiralanmasından, Türkiye’de elde edilen menkul sermaye iratları ve diğer kazançlardan gelir elde edebilmektedir.

Safi Kurum Kazancının Tespiti

Kazanç tespitinde, tam mükelleflerle ilgili indirilebilecek ve indirilemeyecek giderlere ilişkin düzenlemeler, dar mükellef kurumlara da uygulanmasının yanı sıra aşağıdaki giderler dar mükelleflerin matrah tespitinde indirim konusu yapılamamaktadır (KVK m. 22/3):

Sadece dar mükelleflerin yararlanabileceği bir istisna KVK m. 3, bent 3’de ihracat istisnası olarak düzenlenmiştir.
İhracat istisnası: İhracatı teşvik etmek amacıyla, dar mükellef kurumların Türkiye’den aldıkları malları ihraç etmelerinden sağladıkları kazançların kurumlar vergisinden muaf tutulmasıdır.

Beyannameler

Yıllık Beyanname: Ticari ve zirai kazanç elde eden dar mükellef kurumlar, vergilerini yıllık beyanname vererek öderler.
Özel Beyanname: Dar mükellef yabancı kurumların vergiye tabi kazancının, GVK 80. maddede yazılı; hisse senedi satışı, gayrimenkul satışı gibi diğer kazanç ve iratlardan (telif, imtiyaz, ihtira… benzeri gayri maddi hakların satışı karşılığında alınan bedeller hariç) oluşması durumunda verdikleri beyannamedir. (KVK m. 26).
Muhtasar Beyanname: Dar mükellef kurumların ticari, zirai ve diğer kazanç ve iratları dışında kalan kazanç ve iratları kurumlar vergisi tevkifatına tabidir. Kaynakta vergileme, dar mükellef kurumlar açısından yoğun bir uygulama alanı bulmaktadır.
Bu kazanç ve iratları dar mükellef kuruma ödeyen kurum veya kişiler söz konusu tevkifatı yaparak, takip eden ayın yirmi üçüncü günü akşamına kadar verecekleri muhtasar beyanname ile bildirecekler ve vergiyi de aynı ayın yirmi altıncı günü mesai saati bitimine kadar ödeyeceklerdir (KVK m. 29).

[section label=”Ünite 6″]

Ünite 6 : Harcamalar Üzerinden Alınan Vergiler: Katma Değer Vergisi

Harcama Vergisi Kavramı Ve Harcama Vergilerinin Sınıflandırılması
Harcama vergileri; üretilen, tüketilen, satılan mal ve hizmetler veya çeşitli muameleler üzerinden alınan vergilerdir.
Harcama vergileri: Para veya parayla ifade edilebilecek ekonomik kıymetlerin (gelir, servet) harcanması, elden çıkarılması esnasında alınan vergilerdir.
Harcama vergileri çeşitli sınıflandırmalara tabi tutulmaktadır. Bunlar:

Katma Değer Vergisinin Temel Özellikleri

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun uygulanması 1 Ocak 1985 tarihinde başlamıştır.
Katma değer vergisi, genel tüketim vergilerinin en gelişmiş şekli olup, başta Avrupa Birliği ülkeleri olmak üzere, dünyanın çok sayıda ülkesinde uygulanmaktadır.
Yayılı muamele vergisi: Verginin, üretim ve pazarlamanın her aşamasında alınmasıdır. Üretim zincirinin sadece bir aşamasında vergi alınması halinde ise toplu muamele vergisi söz konusu olur.
Katma değer vergisi uygulamasında vergi, aşamalardaki satış fiyatı üzerinden değil, her aşamada ortaya çıkarılan katma değer üzerinden alınır.
Katma değer, alınan bir mala ödenen bedelle bu malın satış fiyatı arasındaki farktır.
KDVK’ye göre verginin mükellefi, mal teslim eden ve hizmet ifasında bulunanlardır. Ancak bu kişiler verginin
yansıma özelliğinden yararlanarak, ödedikleri vergiyi tüketicilere yansıtmaktadırlar.

Katma Değer Vergisinin Konusu

Ticari, Sınai, Zirai Faaliyet ve Serbest Meslek Faaliyeti Çerçevesinde Yapılan Teslim ve Hizmetler: Ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde özel kuruluşlar ve bazı kamu kuruluşları tarafından yapılan teslim ve hizmetler KDV’ye tabidir.
Diğer Bazı Teslim ve Hizmetler: Katma değer vergisine tabi malların her ne suretle olursa olsun;

Örneğin, beyaz eşya ticareti yapan işletme sahibinin, işletmede satılan bir televizyonu kullanmak üzere evine götürmesi durumunda, KDV açısından işlem yapılması) gereklidir. Trampa yapılması) iki ayrı teslim olarak kabul edilmektedir. Örneğin, bir işletmenin sahibi olduğu bir aracı, başka bir işletmenin arsası ile trampa etmesi durumunda, KDV’ye tabi iki işlem bulunmaktadır.

KDV’de Vergiyi Doğuran Olay

Vergiyi doğuran olay: Katma değer vergisinde vergiyi doğuran olay malın teslimi veya hizmetin yapılması> anında ortaya çıkar.
Bu düzenlemelerden anlaşılacağı üzere;

KDV’nin Matrahı

Katma değer vergisinin matrahı, teslim ve hizmetler karşılığında ödenen bedellerdir. Bedel deyimi, malı teslim alan veya kendisine hizmet yapılan veyahut bunlar adına hareket edenlerden, bu işlemler karşılığında alınan veya bunlarca borçlanılan; para, mal, menfaat, hizmet ve değerler toplamını ifade etmektedir.
Matraha; teslim alanın gösterdiği yere kadar satıcı tarafından yapılan taşıma giderleri, ambalaj, sigorta, komisyon giderleri ve vade fark>, faiz, prim gibi çeşitli adlar altında sağlanan her türlü menfaatler de dâhildir. Ayrıca, aynı maddeye göre KDV dışında fiyata ilave olan vergi, resim, harçlarda matraha dâhil edilmelidir.
Fatura ve benzeri belgelerde gösterilen ıskontolar ile hesaplanan katma değer vergisi matraha dâhil değildir.
Külçe altın bedeline isabet eden tutarın düşülmesinden sonra kalan kısmın (yani isçilik bedelinin) üzerinden hesaplanmaktadır.

Verginin Mükellefi, Vergi Sorumlusu KDV’nin Mükellefi

KDV’de Sorumluluk

Bu tip durumlarda kendisine mal teslimi yapılan yahut hizmet ifa edilen şirketler veya kişiler vergi sorumlusu yapılmaktadırlar.
Konu, uygulamada “KDV tevkifatı” şeklinde de isimlendirilmektedir.
Maliye Bakanlığı tarafından gerekli görülen diğer haller:

Katma Değer Vergisinin Oranı

Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 28. Maddesinde, katma değer vergisinin oranı %10 olarak belirlenmiş; aynı maddede Bakanlar Kurulu’na bu oranı dört katına kadar artırmaya ve %1’e kadar indirmeye yetki verilmiştir.
Halen uygulanmakta olan oranlar %1, %8, %18 olmak üzere üç tanedir. % 18 oranı genel orandır.

%1 Oranı Uygulanan Mal Teslimleri

%18 Oran Uygulanan Mal Teslimleri ve Hizmet İfaları (Genel Oran)

KDV Beyannamesi, Kdv’nin Ödenmesi, Ödenecek Kdv’nin Hesabı

Vergilendirme Dönemi ve Beyan
Vergilendirme dönemini;

Verginin Tarhı ve Ödenmesi

KDV; beyanname elden verilmişse, beyannamenin verildiği günde; beyanname posta ile gönderilmişse, beyannamenin ulaştığı tarihi takip eden yedi gün içinde tarh edilir ve hesaplanan vergi;

Ödenecek KDV’nin Hesabı, Vergi İndirimi

Perakende satış yapan vergi mükellefleri için, satış fiyatının “KDV dâhil” olacak şekilde belirlenmesi yükümlülüğü getirilmiştir. Bu mükellefler, işyerlerine fiyatlara KDV’nin dâhil olduğuna dair bir levha asmak zorundadırlar.
KDV mükellefleri, (daha önce de açıkladığımız gibi);

Bir vergilendirme döneminde indirilecek KDV toplamı, mükellefin vergiye tabi işlemleri dolaysıyla hesaplanan KDV toplamından fazla ise (mükellef alacaklı ise), aradaki fark mükellefe iade edilmez; sonraki dönemlere aktarılır (tampon kuralı).
Örneğin, ilaçların üretiminde kullanılan hammaddeler %18 vergiye tabidir; ilaç satışları ise %8 vergiye tabidir. Böyle bir durumda, yıl içinde indirilemeyen (mahsup edilemeyen) KDV, izleyen yıl içinde iade edilecektir (yıllık iade).

İstisnalar

İstisnalardan bir kısmı tam istisna, diğerleri ise kısmi istisna özelliğini taşımaktadır:

İhracat İstisnası

İhracat teslimleri ve bu teslimlere ilişkin hizmetler ile yurt dışındaki müşteriler için yapılan hizmetler vergiden istisna edilmiştir.
Eğer mallar Türkiye’de ikamet etmeyen yolcular tarafından satın alınıp yurt dışına götürülüyorsa, bu kişiler malların teslimi anında vergiyi ödemektedirler. Söz konusu malın gümrükten dışarı çıkışından sonra ise, ödenen KDV bu kişilere iade edilmektedir.

Araçlar ve Yatırımlarda İstisna

Taşımacılık İstisnası

Transit ve Türkiye ile yabancı) ülkeler arasında yapılan taşımacılık işlerinde; deniz, hava, kara ve demiryolu ile yapılan taşımacılık işleri bu istisnanın kapsamına girmektedir.

Diplomatik İstisnalar

Karşılıklı olmak şartıyla, yabancı ülkelerin Türkiye’deki diplomatik temsilciliklerine ve bunların diplomatik haklara sahip mensuplarına yapılan teslim ve hizmetler vergi dışında tutulmuştur.

İthalat İstisnası

Sosyal ve Askeri Amaçlı İstisnalar

Sosyal amaç taşıyan istisnadan yararlananlar da bazı kamu kurum ve kuruluşlarıdır. Bu kurum ve kuruluşların hastane, dispanser, öğrenci yurtlar), huzurevleri işletmek veya yönetmek suretiyle ifa ettikleri, kuruluş amaçlarına uygun teslim ve hizmetleri vergiden istisna edilmiştir.
Askerî amaç taşıyan istisna ile askerî fabrika, tersane ve atölyelerin kuruluş amaçlarına uygun olarak yaptıkları teslim ve hizmetler KDV’den istisna edilmiştir.

[section label=”Ünite 7″]Ünite 7: Diğer Harcama Vergileri

Diğer Harcama Vergileri

Bu vergilere konu olan teslim ve hizmetler genellikle KDV üzerinden alınmaktadır. Bu vergilerin toplanması çeşitli nedenlere dayanmakla birlikte, en önemlisi kamunun daha fazla gelir elde etme düşüncesidir.

Gümrük Vergisi

19.7.1972 tarih ve 1615 sayılı Gümrük Kanunu yürürlükten kaldırılmış ve 5 Şubat 2000 tarihinde 4458 sayılı yeni Gümrük Kanunu kabul edilmiştir.
Verginin Konusu, Vergiyi Doğuran Olay, Mükellef, Matrah:   Verginin konusu Türkiye’ye ithal edilen eşyalardır. Vergiyi doğuran olay, gümrüğün denetlemesi altında bulunan eşya açısından, beyanname verilen hallerde beyannamenin tescili; sözlü beyan yapılan hallerde ise bu beyana ait tahakkuk varakasının yükümlü tarafından imza ve idarece tescil edilmesidir. Gümrük denetlemesi dışında kalan eşyada vergiyi doğuran olay ise eşyanın gümrük hattından geçirilmesidir. Gümrük vergisinin mükellefi, ithal edilen eşyanın mal sahibidir. Matrah, ithal edilen eşyanın gümrük vergisini ödeme mükellefiyetinin başladığı tarihteki normal fiyatıdır.
Antrepo: Henüz gümrük vergisi ödenmeyen malların kondukları yerlerdir.
Konşimento (Taşıma senedi): Gemiye yüklenen mala ilişkin ticari işlemle ilgili her türlü bilgilerin yazılı olduğu kıymetli evraktır.
Ordino: Konşimentoda yazılı malların kısım kısım çekilebilmesini temin etmek üzere hazırlanan emir veya talimattır.
Verginin Tarhı, Tahakkuku, Ödenmesi, Muaflık ve İstisnalar: Gümrük vergisi, mükellefin vereceği “giriş beyannamesi” ne dayanılarak alınır. Gümrük vergisinin tarhı verilen beyanname üzerinden yapılır. Gümrük idaresi, yapılan beyanların doğruluğunu araştırmak üzere, eşyayı kısmen ya da tamamen muayene edebilir. Vergi; yapılan beyana itibar edilerek veya muayene sonucunda, muayene memuru tarafından tahakkuk ettirilir. Ödenecek vergi, yürürlükte olan gümrük giriş tarife cetvelindeki esaslara göre hesaplanır. Gümrüklerde alınan vergiler; gümrük veznesine makbuz karşılığında, Türk lirası ve peşin olarak ödenir. Gümrük Vergisi Kanunu, farklı amaçlarla çok sayıda muaflık ve istisna getirmektedir.
DTÖ: Dünya Ticaret Örgütü (WTO: World Trade Organization). DTÖ uluslararası ticareti denetlemek ve serbestleştirmek amacıyla kurulmuş uluslararası bir örgüttür.
Gümrük (ithalat Vergileri) ile ilgili Özel Düzenlemeler: İthalat vergileri; gümrük vergisi yanında ithalat üzerinden alınan KDV ve ÖTV’yi de kapsamaktadır.
İthalat vergileri: İthal edilen mallar üzerine uygulanan; gümrük vergisi, katma değer vergisi ve özel tüketim vergilerinin topluca isimlendirilmesidir.
İthalat üzerinden alınan vergilerin (gümrük vergisi, KDV, ÖTV) özel yapısı gereği, VUK hükümlerinin uygulanmayacağı kayıt altına alınmıştır.
Gümrük ve ticaret müfettişleri: 17 Ağustos 2011 tarihli RG’de yayımlanan KHK ile gümrüklerde görevli denetim elemanları “gümrük ve ticaret müfettişi” olarak adlandırılmıştır.
Denetimler için tarh zaman aşım süresi gümrük yükümlülüğünün doğduğu tarihten itibaren üç yıl olarak belirlenmiştir.
Mükellefler idare tarafından gerçekleştirilen tarhiyata “itiraz” edip arkasından konuyu yargı yoluna da taşıyabilirler. Gümrük Kanunu itiraz kavramını idareye yapılan başvuru için kullanmıştır.
Gümrük Kanunu’nda yer alan ceza uygulamaları:

Ek vergi tarh ile ilgili uyuşmazlar idari yargıda, cezalarla ilgili uyuşmazlıkların adli yargıda görülmesi öngörülmüştür. Mükellef kendisine tebliğ edilen cezaya ceza miktarına göre yedi gün içinde gümrük başmüdürlüğü ya da on beş gün içinde Gümrük ve Ticaret Bakanlığına yapılır. Uyuşmazlık bu mercilerde sırasıyla otuz ve kırk beş günlük süreler içinde incelenip karara bağlanır. Bu mercilerin vereceği ret kararlarına karşı on beş gün içinde gümrük işleminin yapıldığı yerdeki sulh ceza mahkemesin başvurulabilir. Sulh ceza mahkemesinin kararına karşı da yedi gün içinde yargı çevresi içindeki ağır ceza mahkemesinde itiraz yoluna gidilebilir.

Özel Tüketim Vergisi

Özel tüketim vergisi 6.6.2002 yılında TBMM’de kabul edilmiş, 1 Ağustos 2002 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir.
Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nun (ÖTVK) kabul edilmesinin nedenleri:

ÖTV’nin kabul edilmesiyle aşağıda bazıları açıklanan on üç adet vergi uygulamadan kaldırılmıştır:

Konu, Vergiyi Doğuran Olay, Mükellef, Vergilendirme Dönemi, Beyan:
ÖTVK’ nin konusuna giren ürünler Kanun’a ekli dört ayrı listede belirtilmiştir. Bunlar:

Vergiyi doğuran olay, esas olarak yukarıda sayılan ürünlerin teslimi veya ilk iktisabıdır.
Verginin mükellefleri:

ÖTV’de vergilendirme dönemi ve beyanı mal türlerine göre farklılık arz etmektedir:

Verginin Alınma Şekli, Matrah, Oran: ÖTV, kapsama giren ürünlere bir kez uygulanan tek aşamalı bir vergidir. İlk aşamada alınan ÖTV bir maliyet unsuru olarak fiyatın içine gizlenmiş olarak yansıtılmaktadır. ÖTV’nin matrahı KDV matrahını oluşturan unsurlardan oluşmaktadır.
Tek aşamalı vergi: Malların; üretim, toptan satış veya perakende satış aşamalarından yalnız birisinin vergilendirilmesidir.
İstisnalar: ÖTV’de de KDV’de olduğu gibi ihracat istisnası, diplomatik istisna ve diğer istisnalar bulunmaktadır.
Diplomatik istisna hakkı I, II, III sayılı listelerde sayılan ürünler için tanınmıştır. Diğer istisnalar arasında;

Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi

13.7.1956 tarih ve 6802 sayılı gider Vergileri Kanunu’nun 28 ile 33. Maddeleri arasında düzenlenmiştir.
Verginin Konusu: Banka ve sigorta şirketlerinin her ne şekilde olursa olsun aldıkları paralardır.
Mükellef, Matrah, Oran: BSMV’ nin yasal yükümlüsü; bankalar, sigorta şirketleri ve bankerlerdir.
Verginin matrahı, banka ve sigorta şirketlerinin;

BSMV’ nin oranı %15 olarak öngörülmüştür. Bakanlar kurulu son olarak BSMV oranının;

Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu (KKDF) uygulaması çerçevesinde;

İstisnalar: Gider Vergileri Kanunu’nun 29. maddesinde geçen istisnalardan bazıları; bankaların kendi iç işlemleri, konut finansmanı kapsamında yapılan işlemlerde lehe alınan paralar vb.

Diğer Özel Tüketim Vergisi Özelliğini Taşıyan Harcama Vergileri

Sekiz Yıllık Eğitime Katkı Payı: Bu verginin uygulanması 31.12.2010 tarihinde sona ermiş olup yayın kuruluşlarının reklam gelirlerinden alınmaktaydı.
Özel İletişim Vergisi: Kamuoyunda deprem vergisi olarak da bilinmektedir. 4481 sayılı Kanun’la 1999 yılından beri uygulanmaktadır. Konusunu cep telefonu işletmecileri tarafından verilen hizmetler oluşturmaktadır. Oranı, cep telefonunda %25; televizyon, kablolu yayın, sabit telefon faturalarında %15; internet servis sağlayıcılığı hizmetinde ise %5 ’tir.
Şans Oyunları Vergisi: Bu vergi 5602 sayılı şans Oyunları Hasılatından Alınan Vergi Fon ve Payların Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile düzenlenmiştir. Bu Kanun ile;

1 Nisan 2007 tarihinde yürürlüğe giren yeni düzenleme ile verginin hasılat üzerinden alınması uygulamasına geçilmiştir. Buna göre bütün şans oyunları için ortak bir matrah belirlenmiş ve iştirakçilerden tahsil edilen KDV’nin düşülmesinden sonra kalan tutar, şans oyunlarının vergisinin matrahı olarak kabul edilmektedir.

Değerli Kâğıtlar Vergisi

21.2.1963 yılında kabul edilen Değerli Kâğıtlar Kanunu’nun (DKK) 1. maddesine göre değerli kabul edilen belgeler şunlardır:

Bu kâğıtların basımı, dağıtımı ve bedellerinin tespiti konusunda Maliye Bakanlığı yetkili kılınmıştır.

Harçlar

Harca Tabi Olan İşlemler: Harçlar, 2.7.1964 tarihinde kabul edilen 492 sayılı Harçlar Kanunu ile düzenlenmiştir. Harçlar, aşağıda açıklanan çeşitli kamu hizmetlerinin karşılığı olarak alınmaktadır:

Harç Miktarları: Harç miktarları, bazen maktu bazen de nispi olarak belirlenmiştir. 2015 yılında uygulanan nispi harçlara aşağıdaki iki örneği verebiliriz:

Maktu olarak belirlenen harç miktarları ise, her yıl yeniden değerleme oranında artırılmaktadır.
Harçların Ödenmesi, İstisnalar:

Harçlar Kanunu’ndaki bazı istisnalar:

Damga Vergisi

1.7.1964 tarih ve 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu ile düzenlenmiştir.
Damga Vergisinin Varlık Nedeni: Üretim aşamasından tüketim aşamasına kadar el değiştiren; mal, servet ve hizmet unsurlarına hukukilik kazandırmak için düzenlenen her türlü belge vergilendirilmektedir.
Verginin Konusu: Damga vergisinin konusunu DVK’ ye ekli (1) sayılı tabloda yazılı kâğıtlar oluşturur.

Vergiyi Doğuran Olay, Verginin Yükümlüsü: Damga vergisinde vergiyi doğuran olay, yukarıda sayılan kâğıtların Türkiye’de düzenlenmesidir. Vergiyi doğuran olayın olabilmesi için;

Şartlarının bir arada gerçekleşmesi gerekir.
Verginin yükümlüsü ise:

İstisnalar: Damga vergisinden istisna kâğıtlar, Kanun’a ekli (II) no.lu tabloda sayılmıştır. Bunlara örnek olarak:

Oran: Herhangi bir kâğıdın tabi olacağı damga vergisinin tayini için, o kâğıdın niteliğine bakılır ve Kanuna ekli (I) Sayılı Tablo’ da bu kâğıda tekabül eden vergi bulunur. Vergi, nispi veya maktu olarak alınmaktadır:
Nispi vergide Kâğıtların türüne ve niteliğine göre bu kâğıtlarda yazılı olan para miktarı, matrah olarak kabul edilir. Bu miktara, kanunda yazılı oranın uygulanması suretiyle ödenecek vergi bulunur.
Binde 9,48 Oranına Tabi Kâğıtlar:

Binde 7,59 Oranına Tabi Kâğıtlar:

Binde 5,69 Oranına Tabi Kâğıtlar:

Binde 1,89 Oranına Tabi Kâğıtlar:

Maktu vergide ise kâğıtların niteliğine göre hareket edilir.
Ödeme Şekilleri: Damga vergisi; makbuz verilmesi, istihkaktan kesinti yapılması veya basılı damga konulması yollarından biriyle ödenir.

Not: Makbuz karşılığı alınan veya istihkaklardan kesinti yapılarak toplanan damga vergisi, muhtasar beyannamesinin en son verilme tarihi izleyen ayın 23’üncü günü akşamı, ödeme tarihi 26’ıncı günün akşamıdır.

[section label=”Ünite 8″]Ünite 8: Servet Üzerinden Alınan Vergiler

Servet Üzerinden Alınan Vergiler

Türk vergi sisteminde servet üzerinden alınan vergiler; motorlu taşıtlar vergisi, veraset ve intikal vergisi ve emlak vergisidir.

Motorlu Taşıtlar Vergisi

Tarihçe, Kavram, Konu Mükellef: Daha önceki yıllarda motorlu kara taşıtları vergisi olarak uygulanan bu vergi 1980 yılında yapılan düzenlemelerle kapsamına kara taşıtlarına ilave olarak, motorlu deniz ve hava taşıtları da eklenmiştir.
İlgili kanunun ikinci maddesine göre motorlu taşıt: “Karada, havada, deniz göl ve nehirlerde insan, hayvan ve eşya taşımaya yarayan ve makine kuvvetiyle hareket eden taşıtlardır.” Kısaca verginin konusu, kayıt ve tescili yapılmış olan

Mükellefiyetin başlaması:Mükellef, adlarına taşıt kayıt ve tescili yapılmış ola gerçek ve tüzel kişilerdir. Mükellefiyet kayıt ve tescil işlemini yapıldığı tarihte başlar. Kayıt ve tescil işleminin yapıldığı tarihe bakılarak yani yılın ilk altı içinde veya son altı ayı içinde olmasına göre vergilendirme yapılır. Tescile sahip her türlü aracın satış ve devirleri noter tarafından yapılır.
Vergi tarifeleri:  Vergi tarifeleri   ilgili kanunun maddelerine göre aşağıdaki şekilde üç farklı tarifede ele alınmıştır.

Traktörler motorlu taşıt vergisine tabi değillerdir.
Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu’nda; kaptıkaçtı, “şoföründen başka, oturmaları şartıyla en çok yedi yolcu alabilen, insan taşımak için, dört tekerleği bulunan, şekil ve yapılışı itibarıyla otomobilden farklı olan motorlu taşıtlardır.”,
Arazi taşıtı, “karayollarında yolcu veya yük taşıyabilecek şekilde imal edilmiş motorlu araçtır.”,
Minibüs, “yapısı itibarıyla sürücüsü dâhil dokuz ile on beş oturma yeri olan ve insan taşımak için…” şeklinde tanımlanmışlardır.
Vergileme ölçüleri ve vergi miktarlarını belirlemede motor silindir hacmi, yaş, koltuk sayısı gibi kriterler göz önünde bulundurulur.
Motorlu taşıtlar vergisi her yıl ocak ayı başında yıllık olarak ilgili vergi dairesince yıllık olarak tahakkuk ettirilir. Ocak ve Temmuz ayları içinde iki eşit taksitte ödenir.
Motorlu taşıtlar vergisin ödenmesini garantilemek için noterler tarafından yapılan her işlem öncesinde vergilerin ödendiğine dair sorgulama yapılmaktadır. Yine aynı şekilde motorlu aracın fenni muayenesi öncesinde aracın motorlu taşıtlar vergisinin ödenip ödenmediği sorgulanmaktadır.
İlgili kanuna göre motorlu taşıtlar vergisinden muaf tutulan motorlu taşıtlar aşağıda sıralanmıştır:

Veraset ve İntikal Vergisi

Verginin konusu, yükümlüsü: İlgili kanuna göre, verginin konusunu “karşılıksız intikaller” oluşturur. Karşılıksız intikal bir şahsa

İvazsız intikallerin hangi durumlarda bu kanun kapsamında olup olmadığı kanunun birinci maddesinde belirlenmiştir. Şahsilik ve mülkilik ilkeleri esas alınmıştır.
İvazsız şekilde veya veraset yoluyla mal edinen kişi veraset ve intikal vergisi yükümlüsüdür.
Yurt dışında bulunan malların intikali de bu verginin kapsamı içinde ele alınmaktadır.
Mirasın açılması, bir başka ifadeyle mirasçıların mirasa hak kazanması, miras bırakanın ölüm tarihi itibariyle ortaya çıkmaktadır (Medeni Kanun m. 599, f.1). Dolayısıyla beyannamede malların, ölümün vuku bulduğu gün itibariyle oluşan değerlerinin gösterilmesi gerekir.
Vergini stopaj yoluyla alınması: Vergi stopaj yoluyla alınması ile ilgili olarak, kanuna göre at yarışlarına ve futbol müsabakalarına ait müşterek bahislerle gerçek ve tüzel kişilerce düzenlenen yarışma ve çekilişlerde kazanılan ikramiye üzerinden %10 oranında stopaj yapılır. Ancak Milli piyango Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen çekilişlerde kazanılan ikramiyeler muaf tutulmuştur.
Verginin beyanname üzerinden tahakkuk ettirilmesi: Beyan Süreleri: Verginin konusuna giren malları edinenler, vergi dairesine beyanname vermek zorundadır.

Beyannamenin geç verilmesi: Beyannamenin geç verilmesi halinde yasal düzenlemeler mevcuttur.
Beyanname üzerinden ilk tarhiyatın yapılması: Mükellefler, bu verginin konusuna giren malları değerlemek ve beyannamelerinde göstermek zorundadır. Değerleme günü ise kanunda “miras yoluyla vuku bulan intikallerde mirasın açıldığı, diğer suretle vaki intikallerde malların hukuken iktisap edildiği gün ’ kabul edilmiştir.
Beyan üzerinden alınan veraset ve intikal vergisinin, tahakkukundan itibaren her yıl iki eşit taksitte (Mayıs ve Kasım ayları içerisinde) üç yıl içinde ödenir. Veraset ve intikal vergisinin ödenmesini garanti altına almak için çeşitli önlemle alınmıştır. Örneğin intikal eden gayrimenkulün vergisi tamamen ödenmedikçe, devir ve ferağı yapılamaz. Yine aynı şekilde kamu idaresi ve kuruluşları, bankalar, mahkemeler, icra daireleri gibi kuruluşlar veraset ve intikal vergisi kapsamına giren konularda öncelikli olarak verginin ödendiğine dair belge isterler.
Muaflık ve istisnalar: Veraset ve intikal vergisi muafiyetleri:

Emlak Vergisi

Mükellef sayısı fazla olması nedeniyle çok sayıda kişiyi ilgilendirmektedir. Emlak vergisi merkezi idare tarafından toplanırken 1986 yılından itibaren belediyeler tarafından toplanmaktadır. Binalar ve araziler bu verginin konusunu oluşturmaktadır
Bina vergisi: Konu, Yükümlü, Muaflıklar: Türkiye sınırları içinde bulunan binalar vergiye tabidir. Bina kavramı avlu, bahçe gibi mütemmim cüzleri de (Türk Medeni Kanunu’nun 684’üncü maddesinde “Bütünleyici parça, yerel adetlere göre asıl şeyin temel unsuru olan ve o şey yok edilmedikçe, zarara uğratılmadıkça veya yapısı değiştirilmedikçe ondan ayrılmasına olanak bulunmayan parçadır”     şeklinde tanımlanmıştır.) kapsar. Emlak vergisinin yükümlüsü; binanın maliki, varsa intifa hakkı sahibi, her ikisi de yoksa binaya malik gibi tasarruf edenlerdir. Bu nedenle tapusu olmayan gayrimenkullerde oturanlarda emlak vergisi mükellefidir. Bir binada hisse sahibi olanlar hisseleri oranında veri mükellefi olurlar. Bazı binalar emlak vergisinden daimi muaf tutulmuşlar bazı binalar ise geçici muaf tutulmuşlardır. Örneğin; belediye ve mücavir alan (Belediye sınırları dışında olup, imar mevzuatı bakımından belediyelerin kontrol ve mesuliyeti altına verilmiş olan alanlardır.) sınırları dışında kalan binalar kiraya verilmemek ve ticari, sınai, turistik faaliyetlerde kullanılmamak şartıyla vergiden muaf tutulmuşlardır. Yine aynı şekilde organize sanayi bölgeleri ile sanayi ve küçük sanat sitelerindeki binalara beş yıl süreli geçici muafiyet sağlanmıştır.
Paylı mülkiyette birden çok kimse, maddi olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla maliktir. Başka türlü belirlenmedikçe, paylar eşit sayılır.
El birliği mülkiyeti ise; kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyetidir. El birliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı,ortaklığa giren malların tamamına yaygındır.
Bina vergisi: Matrah, Oran: Bina vergisinin oranı meskenlerde binde bir, diğer binalarda ise binde ikidir. Büyükşehir belediye sınırları ve mücavir alanları içinde meskenler binde iki ve diğer binalar binde dört oran uygulanır.
Türkiye sınırları içinde bulunan araziler ve arsalarda emlak vergisine tabiidir.
Arazi vergisi oranı arazi için binde bir, arsa için binde üçtür. Büyükşehir belediye sınırları ve mücavir alanları içinde araziler binde iki, arsalar binde altı oran uygulanır.
Emlak vergisine ilave olarak ilgili yasa ile emlak vergisinin %10’u oranında “Taşınmaz Kültür Varlıklarının Korunmasına Katkı Payı” adı altında bir yükümlülük daha getirilmiştir.
Belediyelerce emlak vergisi ile beraber tahsil edilen taşınmaz kültür varlıklarım koruma payı Il Özel idarelerine aktarılır. Aktarmayan belediyelerden, bu katkı payları 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre gecikme zammı tatbik edilerek alınır.
Emlak vergisi için beyanname verme zorunluluğu vardır. Emlak ile ilgili değerleme dört yılda bir yapılır ve buna göre vergi hesaplanır. Her yıl için tahakkuk ettirilir. Bir yıl içinde iki eşit taksitte ödenir.

Exit mobile version