Geldik en baba derslerden birine arkadaşlar medeni hukuk. Medeni Hukuk Ders Notları ‘nı çıkartırken son 5 yılın çıkmış sınav sorularını baz aldım o yüzden sakın bu notun özetini çıkartmayın ve Dikkat yada önemli dediğim yerleri kendi adınızı bildiğiniz gibi bilin. Ayrıca Adelet okuyorsanız bu not da işinize yarar : Hukukun Temel Kavramları Ders Notları Lafı fazla uzatmadan Medeni Hukuk Ders Notları ‘na başlayalım ;

Bölüm – 1

Medeni Hukuka Giriş, Medeni Hukukun Kaynakları ve Temel Kavramları

Ticaret hukuku, devletler özel hukuku gibi medeni hukuk da özel hukukun dalları arasında yer almaktadır. Esasen medeni hukuk özel hukukun en geniş, en kapsamlı ve en önemli dalıdır. Sosyal düzen normlarının başında yer alan hukukun temel amaçlarını, toplumsal gereksinimlerin karşılanması, eşitlik, kamu düzeni, adalet ve benzeri nitelikler oluşturmaktadır.

MEDENİ HUKUK KAVRAMI

Medeni hukuk terimi, sözlük anlamı itibariyle “şehir hukuku” veya “şehirliler hukuku” anlamına gelmektedir. Kişiler arasındaki özel ilişkileri konu edinen medeni hukuk, kişilerin birbirleriyle ve belirli ölçüde devletle olan doğrudan veya dolaylı ilişkilerini düzenleyen kurallardan oluşan bir pozitif hukuk alanıdır. Medeni hukuk, düzenlediği ilişkilerin niteliği ve kapsamı açısından beş ana dala ayrılmaktadır. Bunlar; “kişiler hukuku”, “aile hukuku”, “miras hukuku”, “eşya hukuku” ve “borçlar hukuku”dur.

NOT: Yukarıda saydığım beş ana başlık önemli arkadaşlar mutlaka bir soru geliyor ancak basit o yüzden korkmayın. (Korkacağınız zaman söyleyeceğim ben size 🙂 )

Kişiler Hukuku

Kişiler hukuku, temelde kişiyi soyut bir şekilde ele alıp inceler. Bu çerçevede hak sahibi olan kişilerin türlerini, ehliyetlerini, kişisel durumlarını, yakınlarıyla olan ilişkilerini (hısımlık), belli yer ile olan ilgilerini (ikametgâh), kişiliğin başlangıcı, sona ermesi ve kişiliğin korunmasını düzenler.

Aile Hukuku

Aile hukuku, nişanlanmadan başlayarak, evlenme, evliliğin ortadan kalkması, eşlerin karşılıklı hak ve ödevleri, velâyet, ana baba ile çocuklar arasındaki hukukî bağ, aile üyeleri arasındaki ilişkiler, vesayet gibi konuları düzenler. Bu anlamda “aile ilişkileri” olarak adlandırılabilecek tüm konular aile hukukunun kapsamı içine girer. (Kalın yazdığım kısımda soru geldi dikkat)

Miras Hukuku

Miras hukuku, bir gerçek kişinin ölümünden sonra, sağlığında elde etmiş olduğu para ile ölçülebilen hak ve borçlarının kimlere ve nasıl geçeceğini düzenler.

Eşya Hukuku

Eşya hukuku, kişilerin eşya üzerideki egemenlik ve tasarruflarının niteliğini ve türlerini, onların bu egemenlik dolayısıyla diğer kişilerle olan ilişkilerini düzenler. Eşya hukukunun temel konusunu oluşturan ayni haklar, kişilere eşya üzerinde hâkimiyet sağlayan ve herkese karşı ileri sürülebilen mutlak haklardır. (Soru geldi dikkat edin)

Borçlar Hukuku

Borçlar hukuku, kişiler arasında kurulan farklı türlerdeki borç ilişkilerini ve bunlardan doğacak alacak haklarını ve borçları düzenler.

Kanun Hükmünde Kararnameler

1961 Anayasasında 1971 yılında yapılan değişiklik ile Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verilmiştir. (ÖNEMLİ)

Tüzükler

1982 Anayasası’nın 115. maddesine göre, Bakanlar Kurulu, kanunun uygulanmasını göstermek veya emrettiği işleri belirtmek üzere, kanunlara aykırı olmamak ve Danıştay incelenmesinden geçirilmek şartıyla tüzükler çıkarabilir. (Burası da önemli arkadaşlar soru genelde şu şekilde gelmiş Tüzükleri hangi kurum inceleler Cevap DANIŞTAY)

Yönetmelikler

Kamu kuruluşları, kendi görev alanlarını ilgilendiren yasa ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak koşuluyla yönetmelik çıkarabilirler.

Anayasanın 124. maddesinde getirilen düzenlemeye göre, Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzel kişileri kendi görev alanlarını ilgilendiren yasa ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak için ve bunlara aykırı olmamak koşuluyla yönetmelik çıkarma yetkisine sahiptir. (ÖNEMLİ SORU GELİYOR GENÇLER)

Yönetmelikler, yasaya ve tüzüğe aykırı olamayacakları gibi diğer üst hukuk kurallarına da aykırı olamazlar. Aksine durumlarda söz konusu yönetmeliğin iptali için Danıştay’a veya yönetmeliğin niteliği ve uygulama alanına göre idare mahkemelerine dava açılabilir. Yasaya ve tüzüğe aykırı olan yönetmelikler mahkemelerce uygulanmaz. (DİKKAT!!!)

Kanunların Yorumlanmasında Kullanılan Mantık Kuralları

Çoğun içinde azın da bulunacağı, bütün için doğru olanın parçalar için de doğru olacağı ilkesine dayanan evleviyet yolu, daha önemli bir durum için kabul edilen bir hükmün daha az önemli olan bir durum için de uygulanabilmesi anlamına gelir. Soru Geliyor

Boşluk Türleri

Kural içi boşluk, kanun koyucunun bilerek ve isteyerek bıraktığı boşluk hali olarak tanımlanabilir. Burada, adil bir çözümün bulunabilmesi uygulama ve bilime bırakılmıştır. Kural içi boşluk da kendi arasında yollamalar (atıflar), genel kayıtlar, içi boş normlar ve tanımlama boşluğu olarak dörde ayrılmaktadır.

Bölüm – 2

Dürüstlük Kuralı, İyiniyet, İspat Yükü, Resmi Sicil ve Senetler

Arkadaşlar tekrar belirtiyorum bu notlar sizi sınavdan geçirir ancak işi sansa bırakmamak için kitap’a da şöyle bir göz gezdirin özellikle bu ünitenin üzerinde durun ünite kısa gibi dursa da gerçekten ters köşe yapacak sorular sormuşlar ve ara sınavlarda ağırlıklı olarak bu üniteden sorular gelmiş.

DÜRÜSTLÜK KURALI

“Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır”. Bu hükümde, bir hakkı kullanırken veya bir borcu yerine getirirken
nasıl hareket edilmesi gerektiği genel olarak belirtilmektedir. Diğer bir ifade ile kişiler haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken toplum içindeki makul, orta zekâlı bir kimsenin davrandığı gibi davranmalıdır. Örneğin, mülkiyet hakkına sahip olan bir kimse, bu hakkını yasanın çizdiği sınırlar dâhilinde kullanmak zorundadır. Komşularını rahatsız edecek şekilde gürültü yapamaz veya balkonunda koku ve duman çıkaracak şekilde mangal yakamaz. Aynı şekilde, borcu olan bir kimsenin borcunu ödemek için gece yarısı, herkes uyuduktan sonra alacaklının evine gitmesi dürüstlük kurallarına aykırıdır. (Şu metinden 2 adet soru geldi arkadaşlar)

Hukukî işlemlerin kurulması sırasında da doğruluk ve dürüstlük kuralları uygulama alanı bulmaktadır. Taraflar sözleşme görüşmeleri sırasında, birbirlerine karşılıklı olarak bilgi vermek, yanılan
tarafı uyarmak daha doğrusu doğruluk ve dürüstlük kurallarına uymak zorundadırlar.

Son olarak sözleşmenin yeni şartlara uyarlanmasında da dürüstlük kuralları önem taşımaktadır. Hukukta çok önemli bir ilke olan ahde vefa ilkesi (pacta sunt servanda) gereği kural olarak bir sözleşme akdedildikten sonra artık taraflar bu sözleşmeye uymakla yükümlüdür. Bununla birlikte sözleşme akdedildikten sonra, mevcut koşulların önceden öngörülemeyecek bir şekilde ve olağanüstü olarak değişmesi ile sözleşme taraflardan biri için artık çekilmez hale gelmişse sözleşmenin öngörülemeyen durum dikkate alınarak değiştirilmesi gerekir. Bu işlem de dürüstlük kuralının uygulanması ile gerçekleştirilecektir.

Not: Arkadaşlar baş da da belirttiğim gibi Medeni Hukuk Ders Notları çıkartırken son 5 yılın çıkmış sorularını baz aldım. Yukarıda ki Dürüstlük Kuralından süreli her yıl bir soru gelmiş aklınızda bulunsun.

İyiniyetin Sonuçları

“Bir taşınırın emin sıfatıyla zilyedinden o şey üzerinde iyiniyetle mülkiyet veya sınırlı ayni hak edinen kimsenin edinimi, zilyedin bu tür tasarruflarda bulunma yetkisi olmasa bile korunur”. Bu hükme göre, sahibinin elinden rızası ile çıkan bir malın iyiniyetle kazanılması mümkündür.

Borçlar hukukunda da iyiniyetin korunduğu haller vardır. Bu hallerden biri sebepsiz zenginleşmedir.

İyiniyetin korunduğu hallere medeni hukukun bütün dallarında ancak özellikle eşya hukukunda rastlamak mümkündür.

Haklı bir sebep olmaksızın bir kimsenin malvarlığının diğer bir kimsenin malvarlığı aleyhine artması halinde sebepsiz zenginleşmeden söz edilir.

İSPAT YÜKÜ

İspat yükünün bazı istisnalarının olduğuna işaret edilmiştir. Bu istisnalar şu şekilde sıralanabilir:

  1. Olağan durumun aksinin ispatı, bunu iddia eden tarafa düşer. Örneğin olağan olan onsekiz yaşını tamamlamış bir kişinin tam fiil ehliyetinin olmasıdır.
  2. Herkesçe bilinen vakıaların da ispatına gerek yoktur. Bunun aksini iddia eden ispatla yükümlüdür.
  3. İspat yükünün özel olarak bir kanun hükmü ile belirlendiği hallerde, ispat yükü bu özel kanun hükmünde yazılı kimseye düşer. Örneğin, Borçlar Kanunu hükümleri gereği haksız fiilde zararı ispat etmek davacıya düşer.
  4. Kanun, bazı karineler koyarak o karineye dayanan tarafı ispat yükünden kurtarmıştır. Karine, belirli bir olaydan ya da varlığı bilinen bir olgudan, belirli olmayan bir olay ya da varlığı bilinmeyen bir olgunun çıkarılması anlamına gelir. Karineler, fiilî ve kanunî karineler olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

Kanunî karineler ise, belli bir olaydan, belli olmayan bir olay için kanun tarafından çıkarılan sonuçlardır. Bazı kanunî karineler kesin karine niteliğini taşıyıp, bunun aksi ispat edilemez. Örneğin, tapu siciline kayıtlı olan bir hususun bilinmediği ileri sürülemez. Buna karşılık bazı karineler kesin olmayıp adî karinelerdir. Yani aksi her türlü delille ispat edilebilir. Örneğin, resmi sicil ve senetlerin aksi ispat edilinceye kadar doğruluğu kabul edilmektedir. Adi karineye bir başka örnek olarak birlikte ölüm karinesi verilebilir. Birbirinin mirasçısı olabilecek kişiler aynı anda ölürse ve hangisinin diğerinden daha önce öldüğü belirlenemezse, her ikisi de aynı anda ölmüş kabul edilir ve birbirinin mirasçısı olamaz.

RESMİ SİCİL VE SENETLER

Hukukumuzda senetler, düzenleyen kişilere ve ispat gücüne göre, adî ve resmî senetler olmak üzere ikiye ayrılırlar. Resmî bir makam veya kişinin katılımı ile düzenlenen senetlere “resmî senet”, resmî bir makam veya kişinin katılımı olmaksızın düzenlenen senetlere ise “adî senet” denir. Resmi senetler, kesin delil olarak kabul edilir. Ancak adî senet, altında imzası bulunan kimsenin bunu mahkemede ikrar etmesiyle resmî senede dönüşür ve kesin delil olur. Senetler, düzenleyen kişilere ve ispat gücüne göre, adî ve resmî senetler olmak üzere ikiye ayrılırlar. (NE YAPIN NE EDİN EZBERLEYİN BU 2 SATIRLIK YAZIYI PİŞMAN OLMAYACAKSINIZ)

Bölüm 3

Kişi ve Kişilik Kavramları, Kişiliğin Başlangıcı ve Sona Ermesi, Gerçek Kişiler, Hak ve Fiil Ehliyeti

Arkadaşlar bu ünitede en önemli konu EHLİYETLER gerçekten üzerinde durmanız gerekiyor benden söylemesi.

Medeni Kanununda dernekler ve vakıflar tüzel kişi olarak kabul edilir. Ticaret Kanununda ise ticaret şirketlerinin tüzel kişiliği bulunduğu kabul edilir.

KİŞİLİK KAVRAMI

Kişisel durumlar, bir kişiyi diğer kişilerden ayırmaya yarayan ve hukuk düzeninin kendilerine bir takım sonuçlar bağladığı niteliklerdir. Örneğin, bir kimsenin evli ya da bekâr olması, ergin veya kısıtlı olması hep kişisel durumlarla ilgilidir.

Örneğin, ünlü bir doktorun isminin ve resminin yeni açılacak özel bir hastanenin reklam afişlerinde izinsiz olarak kullanılması onun kişilik hakkına aykırıdır.

Karineler

Mirasçıların göstermesi gereken teminat süresi, ölüm tehlikesi içinde kaybolma durumunda, terekenin mirasçılara tesliminden itibaren beş yıl; kendisinden uzun süreden beri haber alınamama
durumunda, son haber alma tarihinden itibaren on beş yıldır. TMK. m. 584 gereğince, gaip 100 yaşına geldiğinde teminat gösterme süresi bu sürelerin dolup dolmadığına bakılmaksızın kendiliğinden sona erer.

Gerçek Kişinin Ehliyetleri

Gerçek kişiler bakımından iki tür ehliyet söz konusudur. Bunlar, “hak ehliyeti” (medeni haklardan yararlanma ehliyeti) ve “fiil ehliyeti” (medeni hakları kullanma ehliyeti) olarak adlandırılır.

Hak Ehliyeti (Medeni Haklardan Yararlanma Ehliyeti)

Haklara ve borçlara sahip olabilme, başka bir ifadeyle hak sahibi olma ve yükümlülük altına girme ehliyetine hak ehliyeti denir. Hak ehliyeti TMK. m. 8’de düzenlenmiştir. Anılan hükme göre,
“Her insanın hak ehliyeti vardır. / Buna göre bütün insanlar, hukuk düzeninin sınırları içinde, haklara ve borçlara ehil olmada eşittirler”.

Fiil Ehliyeti (Medeni Hakları Kullanma Ehliyeti)

Fiil ehliyeti, bir kişinin bizzat kendi fiil ve işlemleriyle kendi lehine hak ve aleyhine borç yaratabilme, yani kendi fiilleri ile hak kazanma ve borç altına girebilme ehliyetidir.

Fiil ehliyetinin üç koşulu bulunmaktadır. Bunlar; ergin olmak, ayırt etme gücüne sahip olmak ve kısıtlı olmamaktır.

Ayırt Etme Gücü : Akla uygun biçimde davranma, makul surette hareket edebilme yeteneğidir.

Şimdi ehliyet çeşitlerini anlatacağım arkadaşlar dediğim gibi ezberleyin mutlaka banko soru gelecek 1 den fazla!!!!

  1. Tam ehliyetliler : Fiil ehliyetinin tüm koşullarını yerine getiren kişilerdir. Yani, ayırt etme gücüne sahip, ergin olan ve kısıtlanmamış olan kişilerdir. Bunlar her türlü hukukî işlemi yapabilirler ve tüm hukuka aykırı fiillerinden dolayı da sorumludurlar.
  2. Sınırlı Ehliyetliler :  Grubunda yer alanların da esasında ehliyetleri tamdır. Sınırlı ehliyetli olarak nitelenen kişiler “kendilerine yasal danışman atanmış olan kişiler” ile doktrinde tartışmalı olmakla birlikte “evli kişiler”dir. (Burada anahtar kelime “Evli kişiler”)
  3. Tam ehliyetsizler, ayırt etme gücüne sahip olmayan kişilerdir ve bu nedenle fiil ehliyetleri bulunmamaktadır. Gerçekten de TMK. m. 15’e göre, kanunda öngörülen istisnalar hariç, ayırt etme gücüne sahip olmayan kişinin fiilleri hukukî sonuç doğurmaz. Hukuki işlem ehliyetleri olmadığından tam ehliyetsizlerin daima yasal temsilcileri aracılığıyla hareket etmeleri gerekir. Hukuki işlemleri tam ehliyetsizin adına ve hesabına yasal temsilcisi, yani veli veya vasi gerçekleştirecektir. Her ne kadar yasal temsilci tam ehliyetsiz adına her tür hukuki işlemi yapabilirse de, Medeni Kanun üç işlem bakımından bu kurala istisna getirmiştir. Yasal temsilci tam ehliyetsiz adına vakıf kuramaz, bağış yapamaz ve kefil olamaz.
  4. Sınırlı ehliyetsizler : Ayırt etme gücüne sahip olan küçükler ile kısıtlılardır. Kural olarak sınırlı ehliyetsizlerin fiil ehliyetleri yoktur. Diğer bir ifade ile bu gruba giren kişiler bakımından ehliyetsizlik asıl, ehliyet ise istisna niteliğini taşır. Sınırlı ehliyetsizlerin de yasal temsilcilerinin olması gerekir. Kural hukuki işlemlerin sınırlı ehliyetsiz adına veli veya vasi tarafından gerçekleştirilmesi olsa da, sınırlı ehliyetsizler bazı işlemleri kendi başlarına, bazı işlemleri de yasal temsilcilerinin onayı ile yapabilirler. Sınırlı ehliyetsizler, kişiye sıkı sıkıya bağlı hakların
    kullanılmasında da yine kural olarak yasal temsilcilerinin iznine muhtaç değildirler. Kişiye sıkı sıkıya bağlı haklar, bizzat hak sahibi tarafından kullanılabilen, ölümle sona eren ve başkasına devredilemeyen haklar olarak tanımlanabilir. Örneğin, nişanlanma, nişanı bozma, evlenme, boşanma gibi haklar kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardır.

Yasal danışmanlık, oy danışmanlığı, yönetim danışmanlığı ve karma danışmanlık olmak üzere üç türe ayrılır.

Kişiye Sıkı Sıkıya Bağlı Haklar : Bizzat hak sahibi tarafından kullanılabilen, ölümle sona eren ve başkasına devredilemeyen haklardır.

Bölüm 4

Hısımlık, Yerleşim Yeri, Kişilik Hakkı ve Korunması

Gerçek kişileri ilgilendiren kişisel durumlar Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenmiştir. Bunların başında hısımlık ve yerleşim yeri gelir. Hısımlık, insanlar arasındaki yakınlık bağını ifade eder.
Yerleşim yeri ise, bir kimsenin oturmakta olduğu, iş ve aile ilişkilerinin merkezi olan yerdir.

HISIMLIK (Önemli Arkadaşlar)

Hısımlık, Kan Hısımlığı, Kayın Hısımlığı ve Evlat Edinmeden Doğan Hısımlık olmak üzere üç türlüdür.

Hısımlık Türleri

Hısımlık, kuruluş ve doğuş şekillerine göre, “kan hısımlığı”, “kayın hısımlığı” ve “evlat edinmeden doğan hısımlık” olmak üzere üç türe ayrılır.

Kan Hısımlığı : Kan hısımlığı, bir kimse ile onun kendilerine kan bağıyla bağlı bulunduğu kişiler arasındaki hısımlıktır, uygulamada soy hısımlığı olarak da adlandırılmaktadır. Örneğin, bir kimsenin kendi ana ve babası, kardeşleri, ana ve babasının ana babaları (büyük ana ve büyük babaları), çocukları ve torunları, amca, hala, dayı, teyzeleri ile kuzenleri arasındaki hısımlık kan hısımlığıdır.

Kayın hısımlığı : Evlenme dolayısıyla meydana gelen hısımlıktır. Eşlerden biri ile diğer eşin kan hısımları, aynı tür ve dereceden kayın hısımları olurlar. Örneğin, eşin anası, babası, kardeşleri, kuzenleri vb. diğer eşin aynı dereceden kayın hısımlarıdır.

Evlat Edinmeden Doğan Hısımlık : Bu hısımlık evlat edinme dolayısıyla meydana gelir ve hısımlığın kaynağı, evlat edinme işlemine yönelik mahkeme kararıdır.

YERLEŞİM YERİ

Yerleşim yeri edinmek bir hukuki işlem olmayıp; yerleşim yerinin seçimi hukuki fiil niteliğini taşır. İradi Yerleşim Yeri, İtibari Yerleşim Yeri ve Yasal Yerleşim Yeri olmak üzere üç türlüdür.

Yerleşim Yerinin Tekliği İlkesi

Yerleşim yerinin tekliği ilkesine göre, herkesin ancak bir tek yerleşim yeri bulunabilir. Başka bir ifadeyle, bir kimsenin aynı anda birden fazla yerleşim yeri olamaz. Gerçekten de, TMK m. 19/II’ye
göre, “Bir kimsenin aynı zamanda birden çok yerleşim yeri olamaz”. TMK m. 19/II hükmü ile öngörülen ilke, ticarî ve sınaî kuruluşlar hakkında uygulanmaz (TMK. m. 19/III). Bu istisnanın sebebi de, söz konusu kuruluşların şubelerinin olması durumunda, şubelerinin bulunduğu yerde dava açılabilmesidir. Hal böyle olunca, şubenin bulunduğu yer de o şubenin yerleşim yeri sayılacaktır.

Kişilik Hakkı Kavramı ve Kişisel Varlıklar

Bir kimsenin manevi varlıklarını oluşturan, şeref ve onuru, ismi, resmi, özgürlükleri, sırları, inançları üzerinde de kişilik hakları olup, bu hakları da kanun tarafından haksız saldırılara karşı korunmuştur.

Kişinin yaşama ve sağlık hakkı, beden tamlığı, hareket özgürlüğü fiziki haklar; kişinin sahip olduğu manevi değerler ile ruhi ve hissi alanı manevi haklar; özel hayat alanı, şeref ve onur, ekonomik özgürlüğe sahip olup, ekonomik hayata katılabilmek, isim üzerindeki haklar ise sosyal haklar kapsamında yer alır.

Dar anlamda kişilik hakkı hak ehliyetini ifade eder. Geniş anlamda kişilik hakkı ise fiil ehliyetini, kişisel durumları ve kişilik haklarını da içine alır.

Kişiliğin İçe Karşı Korunması

Anılan hükümden anlaşılacağı üzere, hiç kimse yapacağı bir hukuki işlemle hiçbir zaman evlenmeyeceğini, taşınmaz eşya satın almayacağını, mirasçı olmayacağını vaat edemez. Çünkü böyle durumlarda kişi hak ehliyetinden kısmen de olsa vazgeçmiş sayılmaktadır. Oysa kişinin hak ehliyetinden vazgeçmesi mümkün değildir, hak ehliyeti TMK. hükümlerinin yanı sıra anayasal korumaya da alınmış durumdadır. Aynı şekilde, kişi sahip olduğu mallar üzerinde tasarrufta bulunmayacağını da taahhüt edemez. Çünkü bu durumda da fiil ehliyetinden kısmen vazgeçmiş olmaktadır.

Kişiliğin Dışa Karşı Korunması

Kişiliğin dışa karşı korunması, kişilik haklarını başkalarından gelebilecek olan hukuka aykırı saldırılara ve kişilik değerlerinin ihlaline karşı koruma altına almak anlamına gelir.

Kişilik haklarına karşı haksız saldırıda bulunulan kimsenin bu saldırı sebebiyle fiilen uğramış olduğu maddi zararların karşılanması için şu şartların gerçekleşmesi aranır. Fiil, fiilin kişilik haklarını ihlal etmesi, zarar, kusur ve uygun illiyet bağının olması gerekir.

Saldırıya Son Verilmesi (Durdurma) Davası : Saldırıya son verilmesi davası, kişilik haklarına hukuka aykırı bir saldırının gerçekleşmesi ve bu saldırının halen devam etmesi durumunda açılabilen bir davadır.

Önleme Davası : Önleme davası, henüz gerçekleşmemiş olmakla birlikte, bir takım belirtilerden yakın bir zamanda gerçekleşmesi mümkün görülen bir haksız saldırı tehlikesine karşı açılan ve daha gerçekleşmeden bu saldırıyı önlemeyi amaçlayan davadır.

Tespit Davası : Tespit davası, kişilik haklarına karşı yapılmış ve sona ermiş bulunan bir saldırının yarattığı etkilerin hâlâ devam etmesi halinde açılabilir.

Adın Korunması : Adın korunması amacıyla açılacak davalar 4 tanedir. Bunlar: Tespit davası, saldırıya son verilmesi davası, önleme davası ve tazminat davasıdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here